30 Nisan 2014 Çarşamba

HUYSUZ KİTAPÇI FİKRY'NİN İNANILMAZ HİKAYESİ-GABRIELLE ZEVIN


Kitabın Özgün Adı: The Storied Life Of A.J.Fikry
Çeviren: Dila BALCI-Cemal BALCI
Yayınevi:TİMAŞ
Sayfa Sayısı:284
Arka Kapak Yazısı:

Karısı Nic'i trafik kazasında kaybetmiş, küçücük bir adada sakin bir kitabevi işleten, tekdüze bir hayata sıkışmış bir adamdı A.J.Fikry. Hayatına anlam katan tek şey kitaplarıydı. Ta ki bir gün, sahip olduğu kitabevine küçük bir kız çocuğu bırakılana kadar...

Maya, gözlerinden zeka fışkıran sevimli bir kız çocuğu. A.J'nin hayatına girdiği günden itibaren onu neredeyse bambaşka bir adama dönüştüren bir sihirbaz. A.J., Maya ile birlikte yeniden sevmeye başlıyor; sevilmeyi, gülmeyi, bir başkası için üzülmeyi, ilişkiler için çaba sarf etmeyi öğreniyor.


_____***_____***_____***_____


" No man is an island; every book is a world"

Kitabevinde dolaşırken tesadüfen denk geldiğim bu kitap beklentilerimi boşa çıkarmamasının yanı sıra yazarına hayranlık duyduğum bir kitap oldu. Öncelikle kitabın yazarı ile ilgili birkaç dipnot söylemek isterim; ki bu bilgiler kitabın ön sözünde zaten mevcut. Gabrielle Zevin 1977 doğumlu çok genç bir yazar. Üstelik yazdıklarıyla dikkat çekmeye henüz 14 yaşındayken başlamış. Guns 'n' Roses konseri ile ilgili yazdığı öfkeli bir mektup herkesin dikkatini çekmiş ve mektubu gönderdiği gazete, kendisine müzik eleştirileri yazabileceği bir köşe vermiş. Harward Üniversitesi mezunu bu genç bayan sadece roman değil filmleştirilmiş senaryolara da imza atmış. Birazdan bahsedeceğim kitabı ise kendisinin 8.romanıymış. 2014 Nisanında Amerika ile eş zamanlı olarak 18 ülkeye kitabın telif hakları verilmiş ve bizde de ilk baskısı böylelikle yapılmış.

Şimdi de biraz kitabın ardından bende kalanları aktarayım

Kitabın arka kapağında da belirtildiği üzere bu kitap, hayata küsmüş bir adamın yeniden doğuşunun, hayattan zevk almaya tekrar başlamasının, ona bunu bahşedenlerin hikayesi. A.J.Fikry'nin kitaba adını veren huysuzluğu karısını kaybettiği gün başlıyor. Müthiş bir aşkla birbirlerine bağlı olan bu çifti bir trafik kazası ayırınca A.J kendini uzunca bir müddet toparlayamıyor. Karısı Nic ile birlikte sessiz sakin bir adada açtıkları kitabevini (adadaki tek kitabevini) işletmeyi, karısının anısını yaşatmak için sürdürüyor. Ancak sadece kendine has beğenileri olan bay Fikry'nin bu kitabevini işletmesi çok da kolay olacakmış gibi görünmüyor. Çeşitli yayıncılarla yaptığı satış toplantılarında yayıncıların akıllarında kalan tek şey bu adadaki tek kitabevinin sahibi oldukça aksi bir adamdır ve ona alelade kitaplar satamazsınız. Bestsellerlardan asla hoşlanmaz, kıyamet sonrasını konu edinen kurmacalardan, büyülü gerçeklikten,çocuk kitaplarından özellikle de yetim öksüzlü olanlardan, otobiyografiler, televizyon yıldızlarının yazdığı kitaplar, spor adamlarının anıları, genç kız edebiyatı, seri kitaplar, türleri birbirine karıştıran dedektif romanları, edebi kurgular,vampirler,şiir kitapları... bunların hiç birinden hoşlanmaz. A.J Fikry'nin hoşlandığı kitaplar öykü seçkileridir.

A.J'in günleri bu şekilde akmaya devam ederken bir gün kitabevinin kapısına 25 aylık bir kız bebek bırakılır. Maya'nın annesi, bebeğiyle birlikte bıraktığı kağıda kızına artık bakacak gücünün kalmadığını, kızını çok sevdiğini ancak çaresiz olduğunu ve onun kitaplarla dolu bir yerde büyümesini istediğini yazmıştır. Maya'nın hayatına girmesiyle birlikte A.J'in hayatı iyi yönde değişmeye başlamıştır. 
Üzerine almaktan çekindiği büyük sorumluluk onu tekrar hayata bağlamıştır.Yeniden aşık olmuş evlenmiş ve Maya'yı mutlu bir aile ortamında büyütmeye başlamıştır.. Bu arada ilerleyen sayfalar içerisinde Maya'ya ait sır ve A.J'in çalınan kitabı ile ilgili de ilginç gelişmelere tanık olacağız..

Kitabın sonuna ait pek bir şey yazmak istemiyorum; okumak isteyenleri etki altında bırakmamak adına. Ancak son olarak şunu söylemeliyim bir solukta okuduğum, çok naif ve samimi bir kitaptı bana göre.. Bestseller olur mu bilmiyorum belki olmasa daha iyi.. Kitabın sonunda yer alan "Kitapta bahsi geçen kitaplar, yazarlar ve kahramanlardan bazıları hakkında" bölümü hem çok hoş hem de ışık tutucu olmuş. İçlerinde okuduğum yazar ve kitapların bazılarını görmek garip bir mutluluk hissettirdi bana, sanki kendimi bay Fikry'ye yaraşır bir okur gibi gördüm sanırım :) Diğerlerinden de okuma listeme eklediklerim oldu. 
Bence kesinlikle okumalısınız bu sıcacık hikayeyi derim...

Altını Çizdiklerim :

* Kimse amaçsız seyahat etmez. Kaybolanlar kaybolmayı dileyenlerdir. (sy:163)

* İyi bir evlilik, hiç değilse, tek taraflı bir komplodur. (sy:167)

* Günün birinde evlenmeyi düşünebilirsin. Odada bir tek senin olduğunu düşünen birini seç. (sy:171)

* Herşeyin yep yeni oluşu, herşeyin eski oluşundan daha kötü değildir. (sy:225)

* Yalnız olmadığımızı bilmek için okuruz. Okuruz çünkü yalnızız. Okuruz ve yalnız değiliz. Yalnız değiliz. (sy:260)

25 Nisan 2014 Cuma

KÜRK MANTOLU MADONNA-SABAHATTİN ALİ


Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Sayfa Sayısı: 160
Arka Kapak Yazısı:

"Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum Kürk Mantolu Madonna'yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum."
Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz.
Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına(?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.

_____***_____***_____***_____

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki "Kürk Mantolu Madonna", okuyup bitirdiğim an bende tekrar okuma isteği uyandıran nadir kitaplardandır. Eminim benim gibi düşünen okur sayısı da azımsanamayacak kadar çoktur. 

Roman alelade bir kişi olan (ya da öyle görünen) Raif efendinin görünüşünün arkasında sakladığı gizlerle ilgili. İkinci Dünya Savaşı'nın öncesinde 1928-1930 yılları arasında Berlin'de geçen bir hayatın siyah kaplı bir günlüğe aktarılması ve bu günlüğün büyük bir özenle saklanması sonucu Raif Efendi'nin hayatına dahil olabiliyoruz.
Tamam tamam kafamız karışmasın en baştan düzgünce yazalım. 

Bankada yeni işe alınan bir memur, Raif Efendi'nin yanındaki masaya verilir. Raif Efendi de aynı bankada tercüme yapmakla görevlidir. Genç adam Raif Efendi'yle ne kadar yakınlık kurmak istese de aradaki o görünmez mesafe duvarını aşamaz. Raif Efendi'nin tek bir falsolu hareketi yoktur. İşini gayet titiz, düzenli yapan, çıkış saati geldiğinde doğruca evine giden bir kişidir. Dışarıdan bakıldığında mutlu bir aile babası olduğu rahatlıkla düşünülebilir. Fakat bir gün Raif Efendi'nin hastalanması sebebiyle genç anlatıcımız Raif efendi'nin evine ziyarete gider. Bu gidiş gelişler sayesinde aralarında bir yakınlık oluşmaya başlar ve anlatıcımız aslında Raif Efendi'nin çok büyük bir acı çektiğini, senelerdir kimseye söyleyemediği bir gönül yarasıyla birlikte yaşamanın kendisine artık ne kadar ağır geldiğini ve üstüne üstlük ailesinin de tahmin ettiği gibi Raif Efendi'ye saygı göstermediklerini yakinen görür. İş yerinde silik sessiz bir tip olan Raif Efendi aile içerisinde de -evi geçindiren tek kişi olmasına rağmen-kendisini kimsenin önemsemediği bir bireydir.

Kitabın ikinci bölümünde Raif Efendi'nin siyah kaplı günlüğünü alan anlatıcımız bir gecede bu günlüğü okuyor ve biz de böylece Raif Efendi'nin gerçek hikayesini öğreniyoruz.

Çok dokunaklı,sarsıcı,üzücü,şaşırtıcı,aklınıza gelebilecek bütün duyguları okuduğunuz satırlarda bulabileceğiniz muhteşem bir roman.

Bana göre kitabın anafikri : "Hayatta hiçbir şey, hiç kimse göründüğü kadar değildir. Mutlaka o buz dağının görünmeyen daha büyük bir kısmı vardır."

En kısa sürede mutlaka okuma listenize ekleyin pişman olmayacaksınız, derim...

Keyifli okumalar...

FRANNY VE ZOOEY-J.D.SALINGER


Kitabın Özgün Adı:  Franny and Zooey
Çeviren: Ömer MADRA
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Sayfa Sayısı:152

_____***_____***_____***_____

Bloğa bir yandan önceden okuduğum kitapları yazmaya çalışırken bir yandan da hayat akıp gidiyor ve günler kitapsız geçmemeli elbette... Bu kitap da henüz yeni bitirdiğim bir roman. hakkında ne yazacağımı ben de şu an tam olarak bilemiyorum aslında ama bir başlayalım bakalım neler çıkacak...

Bazı kitaplar henüz kapağına baktığınız andan itibaren sizi esir alır, adını okuduğunuzdaysa artık tamamen ona kapılmış hissedersiniz. Bir an önce onunla baş başa kalma duygusuyla yanar tutuşursunuz. Bazıları ise hayata farklı bir açıdan bakmanıza yarar. Fırtınalı, sürükleyici, heyecan dolu maceralar bahşetmez size ama yine de okuduğunuz için asla pişman olmazsınız. "Franny ve Zooey" de işte aynen böyle bir kitap... Yazarın kendi deyimiyle oldukça yarım yamalak görünüşlü bu kitabı ben yine de sevdim...

Benim 1001 kitabımdan birimiydi bilemiyorum ancak ilk baskısı 1993 yılında yapılmış olan bu kitabı belki o yıllarda okusaydım tesiri bende daha büyük olabilirdi diye düşünüyorum.
Zooey'nin kız mı erkek mi olduğunu kitabın 100 üncü sayfasında hala anlayabilmiş değildim :) Bu, kitaba ait bence komik bir detay. Kitabın sonunda da hala bir jartiyer sorusu aklımda yok değil hani... neyse...

Franny ve Zooey -hepimizin tahmininin aksine-iki kardeş. Zor bir dönemden geçen Franny ailesinin yanında bir müddet vakit geçirmek için yaşadığı şehirden dönüyor. Bu arada, büyük bir parantez açıp, Franny'nin İngiliz Dili ve Edebiyatı okuduğunu, şiirler ve şairler konusunda oldukça hassas olduğunu ve erkek arkadaşıyla tam bu noktada aralarında söze dökülmeyen ciddi bir gerginlik olduğunu belirteyim. Franny ailesinin-özellikle de annesinin- bütün iyileştirme çabalarına rağmen kendini toparlayamıyor ve kardeşi Zooey'nin yaşadığı dünyanın gerçeklerini yüzüne teker teker vurmasıyla kalakalıyor. Zooey her ne kadar annesi tarafından vurdumduymaz olarak nitelendirilse de esasında bence hayatın gerçekten tek farkında olan kişi kendisi...Ailenin diğer bütün fertleri gerçeklik ve hayal arasındaki ince çizgide sıkışıp kalmış gibiler... Peki Zooey'nin bu etkileyici yüzleştirmelerinden sonra Franny'nin durumu ne mi oluyor? O kısım size kalmış...
Keyifli okumalar...

12 Nisan 2014 Cumartesi

BİZİM BÜYÜK ÇARESİZLİĞİMİZ-BARIŞ BIÇAKÇI

 
Yayınevi : İletişim Yayınları
Sayfa Sayısı : 167
Arka Kapak Yazısı :

Sıkı bir dostluk... Aslında hikaye onların hikayesi, Ender'in ve Çetin'in... Günün birinde hayatlarına bir genç kız girer. Şimdi düşünme, hatırlama ve kendini didikleme zamanıdır.
"Nihal'e başından beri olduğumuzdan farklı göründük. böyle gerekmişti. Koruyucu, kollayıcı, soğukkanlı, ne yapması gerektiğini bilen, Nihal düzgün yürüsün, üniversiteyi uzatmadan bitirsin, yaşadığı felaketten makul adımlarla uzaklaşsın diye asfalt döşeyen iki orta yaşlı, deneyimli erkek. Biri göbekli, diğeri kel."
Barış bıçakçı, bu çağa özgü laf kalabalığından; dil, duygu, düşünce kirliliğinden paçalarına tek damla çamur bulaştırmadan çıkabilen, şaşırtıcı bir iç ışığı cömertçe yayan bir yazar. Nefes alır gibi, su içer gibi yazıyor.

_____***_____***_____***_____

Görünen: Aynı kadına aşık iki adamın hikayesi
Anlatılan: Bundan daha fazlası, daha derini...

Ender ve Çetin liseden beri birbirlerinin en sadık dostu; hatta birbirlerinin tek dostudur. Aralarındaki yakın ilişki zaman zaman yanlış yorumlamalara mahal verecek kadar dikkat çekicidir. Zaman içerisinde hayatlarına giren kadınlar bile gelip geçiciyken onlar daima bir arada kalmışlardır. İkisinin hikayesi, aslında bu zor yakalanabilecek dostluğu bir kenara ayırırsak, sıradan orta yaşlı iki adamın, sıradan hikayesi olabilirdi. Ancak bu iki olgun böceğin hayatına apansız giriveren güzeller güzeli bir çiçek, Ender'in okuyacağınız satırları yazma sebebidir.

Evet efendim ne diyorduk...
Bu çok sıkı dost olan Ender ile Çetin'in lisede Fikret adında bir arkadaşları daha vardır.  Fikret her ne kadar E-Ç ikilisine bir üçüncü olarak dahil olmasa da yine de vakit geçirdikleri iyi arkadaşlarındandır. Belki de Fikret'in üniversite eğitimine Amerika'da devam etmesi bu ikiliyi E-Ç-F yapamamıştır. Bu arada belirtmek gerekir Ender hayatını kitap çevirileri yaparak, Çetin ise -Ender'in deyimiyle- daha ayakları yere basan, maaşlı, SSK'sı ve yemeği olan bir işte çalışarak hayatını sürdürmektedir.
Bir gün Fikret'in anne ve babası trafik kazası sonucu hayatını kaybeder... Fikret ve kız kardeşi Nihal yapayalnız kalırlar. O sırada Nihal üniversite okumakta Fikret ise kendine Amerika'da bir hayat kurmaktadır. Fikret, Ender ve Çetin'den büyük bir fedakarlık ister. Kız kardeşinin okulu bitene kadar onu yanlarına alıp bu süreci en zararsız şekilde atlatmasını sağlamak... İki arkadaş bunu tereddütsüz kabul eder çünkü Nihal, doğumuna bile tanık oldukları tatlı, cici ve şu anda yalnız kalmaması gereken bir kızdır.

Nihal'in o evde kalmaya başlamasıyla değişen hayatları, ev düzenleri, üzerlerinde hissettikleri büyük sorumluluk, zaman ilerledikçe itiraf etmekten korktukları duygular, Nihal'in kanadı kırık bir ergen olarak duyguları, Ender ile Çetin'e zamanla gelişen sevgisi, beri taraftan bir genç kız olarak kendi yaşadığı duygusal çalkantılar... Hepsi ama hepsi Ender'in o su gibi akan cümleleriyle  bize ulaşıyor. 
Nihal gün gelip gittiğinde ardında bıraktığı iki kocaman yürekli, biri kel diğeri göbekli adam için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Yine değişik bir hikaye... yine tahmin etmediğim gelişmeler ve yine beklemediğim bir son. Barış Bıçakçı'yı bu yüzden çok beğeniyorum. 

_____***_____***_____***_____

Kitapta altını çizdiklerim:

"Satrançta en işe yaramaz hamle feda etmek zorunda olduğun taşları okşamaktır."

" Uzağımızdaki her şey biraz olağanüstüdür, olduğundan biraz daha fazladır."

" Kalemi eline alıp iki insanı birbirine götüren yolu bulmaya çalışan biri, tek bir çizgi çizmeyi beklerken karalamayı andıran bir resim çizer. İki insanı birbirine götüren sayısız yol vardır."

"Yıldızlı bir gecede, gökyüzünün altında kendini acemi ve çaresiz hissedersen, bu, yıldızlara bakarak başka şeyler düşündüğün içindir. Yıldızlara bakarak yalnızca yıldızları düşünmek gerekir."

"Bizim büyük çaresizliğimiz Nihal'e aşık olmamız değil, sesimizin dışarıdaki çocuk seslerinin arasında olmayışıydı. Asıl çaresizlik buydu."


11 Nisan 2014 Cuma

HERKES HERKESLE DOSTMUŞ GİBİ-BARIŞ BIÇAKÇI



Yayınevi : İletişim Yayınları
Sayfa Sayısı : 112
Arka Kapak Yazısı :
Tuhaf bir oyun oynuyor sanki insanlar. Birinin öyküsü sürüp giderken, bir hayat devam ederken, yanından geçen, oralarda bir yerde gezen bir başkasına, "öteki" hayatlara ilişiyor gözümüz, gönlümüz. en derin, en gizli, hem de en sıradan öyküler bunlar. Öyküler örüldükçe sesler, görüntüler, hareketler, insanlık halleri çoğalıyor. Hiçbir ses, hiçbir görüntü bir diğerini örtmeden, boğmadan,birbirine ilişmeden... Birbirine destek de olmadan.
Aynı zamanda bir Ankara romanı, bu... Sakarya Caddesi, Yüksel Caddesi, Tandoğan, Gar, Ulus, İsmetpaşa Mahallesi, Kale, Bahçeli, 1.Cadde, Kumrular, Tunus, Tunalı, Kuğulu Park, Güven Park, Gençlik Parkı... Hiçbir insanın sıradan olmadığını gösteren öyküleriyle, sıradan insanlar...
Okudukça, körelmiş olan tüm duyargalarınızın yeniden hassasiyet kazandığını fark ediyorsunuz. Buna seviniyorsunuz. Çok seviniyorsunuz. o sevinçle baktığınızda içiniz de sızlıyor, bu dünyada her şey niye böyle diye...
Şair elinden çıkma bir roman. 

_____***_____***_____***_____

Eğer yanılmıyorsam bu  Barış BIÇAKÇI'nın ilk romanı. 2000 yılında yayınlanmış. 
Bu sebeple olduğunu düşündüğüm bir karışıklık var kitabın içerisinde. Bitirmek için oldukça inatçı davrandığımı söylemek isterim. Şimdiye kadar okuduğum 3. kitabı ve diğer ikisi kadar tutmadığımı üzülerek belirtiyorum.

Her zamanki gibi müthiş bir kitap ismi. Ve kitabın anafikrini anlıyorsunuz ama karakterler o kadar birbirinin içine girmiş ki kimin ne zaman sahneye çıkıp konuştuğunu anlamak ve kitabın içerisinde mekan algısını yakalamak bana çok zor geldi. Bunda kitabın bölümlere ayrılmamış olmasının da payı olduğu kanaatindeyim. Hal böyle olunca kitaba ara vermek çılgınca bir hareket gibi geliyor.

Yine de tüm bunlara rağmen ilerleyen günlerde tekrar okuyacağım, umarım fikrim değişir.


MART MENEKŞELERİ-SARAH JIO



Kitabın Özgün Adı : The Violets of March
Çeviren : Nihan GİRAY
Yayınevi : Arkadya
Sayfa Sayısı : 336
Arka Kapak Yazısı :

"Bir kadının yüreği sırlarla dolu bir denizdir..."
Gerçek aşkı yaşadığına inanan ünlü yazar Emily Wilson, kocasının başka bir kadını ona tercih ettiğini öğrenince, hayal kırıklığına uğrar.  Tüm bu olanlara rağmen yine de tek bir gözyaşı dökmez.
Büyük yengesi Bee, Mart ayını Bainbridge Adası'nda geçirmesi için onu davet eder. Emily ruhunda açılan yaraların iyileşmesi umuduyla,  bu teklifi kabul eder. 
Adanın mistik havasıyla huzuru yakalamaya çalışan Emily, 1943 yılında yazılmış kırmızı kadife kaplı bir günlük bulur. Bu günlük onu geçmişin tozlu sayfalarına hapsolan gerçek bir aşk hikayesine ve altmış yıllık bir aile sırrına götürecektir.
Umudun, hüznün ve pişmanlığın bir arada işlendiği büyüleyici bir roman... İlk kitabı Mart Menekşeleri ile Library Journel En İyi Kitap Ödülü'ne layık görülen Sarah Jio, insan kalbinin, ne kadar hatalı olursa olsun sevdiklerimizi her zaman affedeceğini eşsiz bir dille anlatıyor.

_____***_____***_____***_____

Mutluluk, aşk, ün, popülerlik,başarı... Bunlar bir insanın hayatının çok güzel ve sorunsuz olabileceğinin bir işareti midir? Ya da varlıklarının sonsuza kadar sizinle kalacağının garantisi var mıdır?

Yaşamak için inanmamız şart. Birlikte olduğunuz kişinin size gerçek aşkı yaşattığına, aranızdaki o büyülü şeyin hiç bir zaman bitmeyeceğine, onunla yaşlanacağınıza inanmak ve güvenmek zorundasınız. Peki ya o müthiş güven bir gün apansız elinizden alınırsa... Cevabı basit : Hayatınız anlamını yititir, tepetaklak olur, bir uzay boşluğu içinde tutunacak hiçbir şey bulamadan yapayalnız kalırsınız.

Peki ya kadınların her türlü zorlu olay karşısında güçlü oldukları inancı... Bir şehir efsanesi midir, bir maske mi, gurur mu ya da sadece gerçek midir? Tam da bu noktada Paul Auster'in bir sözü aklıma geliyor:
"Kadın doğası gereği zayıftır, ama acılara en çok o dayanır. Kadının direncini kıran tek şey hayal ettiği erkeğin boş çıkmasıdır."

İşte Emily'nin de direncini kıran bu olay karşısında (kocasının onu başka bir kadın için terk etme isteğini dile getirmesi) gösterdiği güçlü tavır bu sebeplerden hangisiydi bilemiyorum.

Kendine yeni bir hayat kurmanın zorunluluğunun farkında olan iyi bir yazar Emily. Ancak bir türlü kendisini kelimelerin arasında kaybedemiyor. Sanki kocasının gidişiyle onun ilham kaynağı, yaratıcılık yeteneği de yok olmuş gibi... 

Bir süre yaşadığı şehirden ve tüm sorumluluklarından uzaklaşmak ona mantıklı bir hareket gibi geliyor. Halbuki en yakın arkadaşı Annabelle onu rahatlatacak tek şeyin Joel hakkında bir kitap yazması olacağını söyleyip duruyor. Bu alınabilecek en güzel intikam Annabelle'e göre. Ama Emily'nin tek arzusu uzaklaşmak. Çünkü annesi de dahil olmak üzere kimse ile bu boşanmanın sebepleri ve sonuçları hakkında konuşmak istemiyor.

Emily, Bee yengesinin yanına Bainbridge Adasına gider. Tüm mart ayını bu adada sessiz ve huzur içinde geçirmeyi planlamaktadır. Bu sürecin hem kendisine hem de kaybettiğini düşündüğü yaratıcılığına iyi geleceğine inanmaktadır. Fakat kendisinin planladığı gibi sessiz sakin bir tatil değil oldukça hareketli bir süreç ve aile sırları onu adada beklemektedir.

Bir sabah Emily, Bee yengesinin ona verdiği odada yatağının başucundaki şifonyerde kırmızı kadife kaplı bir günlük bulur. Bu günlüğü okudukça anneannesi olduğunu öğrendiği Easter ile hayatlarının ne kadar paralellik gösterdiğine şaşırır ve yıllardır kendisinden saklanan aile sırlarını açığa çıkarmaya karar verir.

Bu dönemde adada Jack ile olan kaçınılmaz yakınlaşması acaba Emily'nin tekrardan mutlu olabilme ihtimali midir? Yoksa Emily pişmanlığını zaman içerisinde anlayan ve çok açık bir şekilde dile getiren eski kocası Joel'i bağışlayıp tekrar ona mı dönecektir?

Çok güzel bir hanımefendinin, çok sürükleyici bir dil ile anlattığı mükemmel bir ilk roman. Ödül almış olması hiç şaşırtmadı beni. Bence okumanız gereken bir kitap. Keyifli okumalar...


10 Nisan 2014 Perşembe

NEFRET, ARKADAŞLIK, FLÖRT, AŞK, EVLİLİK-ALICE MUNRO


Kitabın Özgün Adı : Hateship, Friendship, Courtship, Loveship, Marriage
Çeviren : Roza HAKMEN
Yayınevi : Can Yayınları
Sayfa Sayısı : 365
Arka Kapak Yazısı :

Çağdaş bir Çehov olarak tanımlanan Alice MUNRO,  bu kitabında soluksuz okunan dokuz öyküsüyle de gerçekten günümüzün en usta öykü yazarlarından biri olduğunu kanıtlıyor. 
Nefret, Arkadaşlık, Flört,  Aşk,  Evlilik adını kağıt tuzluk falına benzeyen bir oyundan alıyor. Bu oyunu oynayanlar, beğendikleri kişiyle gelecekteki ilişkilerini bu sözcükleri sayarak tahmin ediyorlar.
Film uyarlaması 2013 Toronto Film Festivali'nde ilk kez izleyiciyle buluşan öyküdeki kişilerin yazgısı da bir bakıma benzer bir oyunla belirleniyor. 
Bu öykülerdeki kadınlar kendilerini hep iki kutup arasında, hep bir ikilem içinde buluyorlar; evcillik ile bağımsızlık, aile bağları ile özgürlük, beraberlik içinde yürütülen bir ilişki ile yabancılaşmış bir yalnızlık arasında gidip gelen kadınların bazen hüzünlü bazen  mizah yüklü yaşam kesitleri sürükleyici bir dille anlatılıyor. 
Kitaptaki son öykü "Ayı Dağı Aştı Geldi" yine bit halk şarkısına gönderme yapıyor. Şarkıda dağın öte tarafında ne olduğunu merak eden ayı, iki taraf arasında aslında hiç fark olmadığını görür. Öyküde de yaşamın bir evresinden bambaşka bir evresine geçen kişinin aslında birbirinden farksız ortamlarda olduğunu görüyoruz. Ondan Uzakta adıyla beyaz perdeye de aktarılmış olan öykü, müthiş bir duygu yükünü buruk gülümsemelere dönüştürüyor.

_____***_____***_____***_____ 

Kitabın içerisinde 9 ayrı kadının öyküsünü bulacaksınız. Öykü kitaplarının en sevdiğim yönü hali hazırda bir kitaba devam ederken onu da araya birer birer ekleyebilmektir. Tıpkı yemeğin yanındaki salata ya da üzerine yenen bir tatlı gibi...

Kitabın anlattığı 9 öyküde yer alan kadınların ortak bir özellikleri var : hayat onları mutlaka bir seçim yapmaya zorluyor. Hal böyle olunca, bu öykülerde  o kadınların çaresizliklerine, ikilemlerine, kafa karışıklıklarına şahit oluyoruz.

Bulunduğu yerden, yaptığı işten, kocasından, yaşadığı hayattan bunalan yeni arayışlar içinde olan veya böyle bir arayışı olmasa bile hayatın onlara seçenek sunduğu kadınlar... Acaba hayatları bu yeni tercihleri ile nasıl değişecek?

Kitap akıcı bir dille yazılmış, okuyanı sıkmıyor. Her öykü ortalama 35-40 sayfa civarında. Öykülerin sonu kendi yorumunuzu katabileceğiniz şekilde bırakılmış. O nedenle bir arkadaş topluluğu tarafından okumaya ve üzerinde sohbet etmeye oldukça açık.

Öyküleri sevenler için çerez kıvamında bir kitap. Keyifli okumalar...

8 Nisan 2014 Salı

BİR SÜRE YERE PARALEL GİTTİKTEN SONRA-BARIŞ BIÇAKÇI



Yayınevi : İletişim
Sayfa Sayısı : 136
Arka Kapak Yazısı :

Bir intiharın çevresinde, insanlar...
O kızın intiharıyla birbirlerine yaklaşan...
Kendi içlerine ve geçmişe dalan...
Onu kaybetmenin acısıyla başka sevdiklerine eğilen...
Nasıl da mühimdir aşk sakarlıkları, sevgi ihmalleri; nasıl hayat kurtarır eşin-dostun bakım, onarımı
Barış Bıçakçı'dan yine usul usul edebiyat. 

_____***_____***_____***_____

Barış Bıçakçı ile ilk tanışmam "Sinek Isırıklarının Müellifi" kitabıyla olmuştu. (Ondan da ayrıca bahsedeceğim) Yani kendisinin kitaplarını kronolojik sırayı tersten takip ederek okuyorum :) 
Kitaplarına değişik, akılda kalıcı ve merak uyandırıcı isimler vermesini çok beğeniyorum. 

Bu kitap da ilk olarak beni ismiyle çekti kendine. Bir matematikçi olarak yere paralel bir gidişi tamam anladım da ya sonrası ne ola ki dedim ve böylece sayfaları çevirmeye başladım...

Kitapta intihar etmiş genç bir kızın ardından yaşananlar anlatılıyor diyebiliriz.

Başak ve Umut babalarının terk edip gittiği iki kardeştir. Yıllar boyunca hep bunun nedenini anlamaya çalışmış ama asla hiçbir zaman tatmin edici bir cevap bulamamışlardır. "Babamız nerede" adında bir oyun üretip hayal güçlerinin elverdiği oranda babalarının o an nerede, kiminle olduğu; neler yaptığı ile ilgili hikayeler üretmektedirler. Kitabın içinde ilerlerken hissediyoruz ki, yaşları ilerledikçe bu durum ikisine de daha ağır gelmektedir.

Başak'ın intiharı ile her şey değişir... Bu intihar Başak'ın üç kişilik çekirdek ailesinin çevresindeki herkesi bir parça etkiler; olaya dahil eder...

Soru şu: Bu intihar acaba gerçekten bir son mudur? Yoksa yeniden uyanış mı?

Kitabı bu kadar çok beğenmiş olmamın bence tek bir sebebi var. Beklediğim tahmin ettiğim hiçbir şeyi okumadım. Tamamen farklı bir açıdan ele alınmış intihar öyküsü diyebilirim. Kitabı bitirdiğinizde kapağı kapatıp üzerinde biraz düşünmek isteyeceksiniz...

7 Nisan 2014 Pazartesi

ATEŞBÖCEĞİNİN ŞARKISI-KRISTIN HANNAH


Kitabın Özgün Adı : Fly Away
Çeviren : Solina SİLAHLI
Yayınevi : Pegasus
Sayfa Sayısı: 476
Arka Kapak Yazısı :
Uzun zaman önce, hayatımın en kötü gecesinde Ateş böceği Yolu denen kapkaranlık bir sokakta yapayalnız yürürken ruhuma dokunan biriyle karşılaştım.
O gün bizim başlangıcımızdı. Aradan otuz yıl geçti... Tuly ve Kate. Sen ve ben dünyaya karşı. Seninle sonsuza dek dost kalacağız.
Ama her hikayenin bir sonu vardır, değil mi? Bir şekilde yola devam etmen gerekir.

_____***_____***_____***_____

Ateş böceğinin Şarkısı bir devam kitabı. Ateş böceği Yolu'nu okuyan ve benim gibi etkisinden uzunca bir müddet kurtulamayanların bu devam kitabını mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Bununla birlikte yazarımız ilk kitabı okumayanları veya okuyup hatırlamayanları düşünmüş olacak ki kitapta geçmişe atıflar mevcut. 

Bir tesadüfün birleştirdiği iki arkadaş: Kate ve Tully... Aslında birbirlerinden beyaz ve siyah kadar farklılar... Fakat birbirlerine o kadar çok ihtiyaçları var ki... Kendi dünyalarında takılıp kaldıkları yalnızlıklarını birlikte paylaşıyorlar ve aralarında asla kopamayacak bir bağ oluşuyor. Ta ki bu ilişkinin fedakar tarafı olan Kate kansere yakalanana kadar...

Bu hastalık Kate'i ve ailesini olduğu kadar Tully'yi de fazlasıyla derinden etkiliyor ve yaşamı tepetaklak oluyor... Ünlü bir televizyon sunucusuyken artık hiçbir iş alamıyor, yerel bir televizyon kanalında bile program yapmasına imkan tanınmıyor.  Ve bir gün Tully yoğun depresyon altındayken kendi kullandığı arabasıyla ciddi bir kaza geçiriyor. Bu kaza sonucunda epey uzunca bir süre yoğun bakımda kalıyor. Kitapta o hastane günlerini herkesin açısından (Kate'in kocası Johnny, kızı Marah, ikiz oğulları,annesi, Tully'nin senelerdir hesaplaşamadığı annesi...) ayrı ayrı okuyoruz...
Bakalım iki dostu ölüm birbirlerinden ayırabilecek mi?

Kristin HANNAH yazım dili çok akıcı ve etkileyici olan bir yazar. Benim en sevdiğim yabancı kadın romancılardan biri olduğunu söyleyebilirim. Bütün kitaplarını okudum ve buraya yavaş yavaş yazacağım hepsini. Şimdiye kadar hiçbir kitabında hayal kırıklığı yaşamadım. Daha ilk sayfasından itibaren sizi içine çeken bir anlatıma sahip. Benim gibi hayat hikayelerinden hoşlanıyorsanız mutlaka bir Kristin HANNAH kitabı almalısınız, zaten devamı da gelecektir :)

3 Nisan 2014 Perşembe

ÖLÜMÜNE SADAKAT- NICK HORNBY


Kitabın Özgün Adı : HIGH FIDELITY
Çeviren : Defne ORHUN
Yayınevi :  Sel Yayıncılık
Sayfa Sayısı : 262
Arka Kapak Yazısı :
Plak dükkanı sahibi Rob, otuz beş yaşına geldiğinde hayatta pek de başarılı olmadığının farkına varır: saygın bir işi yoktur, insanları müzik zevklerine göre sınıflandırmaktadır ve daha da önemlisi henüz evliliğe gidebilecek bir ilişki kurmayı başaramamıştır. En son sevgilisi Laura da onu terk edince eski sevgilileri ile tekrar görüşüp neden ilişkilerinde başarısız olduğunu anlamaya karar verir. Ölümüne Sadakat, artık olgunlaşmak zorunda olduğunu düşünerek hayatına yön vermek isteyen bir erkeğin bakışından modern çağda ilişkilerin nasıl yaşandığını anlatmakla kalmıyor, erkeklerin neden "böyle davrandıklarını" da açıklıyor.
Müzik tarihinin en muhteşem parçaları eşliğinde hayatın ve ilişkilerin en karmaşık noktalarına yapılan son derece  eğlenceli bir yolculuk...


_____***_____***_____***_____


Nick HORNBY okumaktan çok keyif aldığım bir yazar. Bu nedenle bloğuma ilk onun kitabını eklemek güzel bir fikir gibi geldi.

Kitabımızın kahramanı Rob, 35 yaşında, iki arkadaşıyla birlikte bir plak dükkanı işleten, parlak bir kariyeri olmayan (belki de bunu istemeyen), kendini neyin mutlu neyin mutsuz edeceğinin farkına varamamış, biten ilişkisini (Laura'nın onu terk edişini) anlamaya çalışan bir adamdır...

Rob bu terk ediliş ile birlikte hayatını gözden geçirmeye başlar...

Bir erkeğin ergenlik öncesi, ergenlik dönemi ve yetişkinlik dönemlerindeki hayatı anlamlandırma şeklini, çevresindeki kişi ve olaylara bakış açısını akıcı ve eğlenceli bir dil ile okuyoruz.

"Erkek ne söyler, kadın ne anlar
" Erkek aslında ne ister, sonuçta ne yapar"
" Erkeğin hayali nedir gerçekte olabilecek olan nedir" ana fikirli bir roman desem yeridir...

Kitabın en çok beğendiğim şeyi mükemmel müzik seçimleri. Rob plak dükkanı sahibi olduğu için bol bol müzik içeriyor kitabın sayfaları. Mümkünse benim yaptığım gibi yapın, kitabı bahsi geçen şarkıların eşliğinde okuyun daha hoş olacağını garanti ediyorum.

Tek cümlelik bir özet yapmam istense şöyle derdim sanıyorum:

Elinizdeki bu kitap erkekleri anlayabilmek için bir erkek tarafından yazılmış ve bir kadının çevirisini mükemmel yaptığı, eğlenceli başucu kitabıdır :-)