17 Nisan 2015 Cuma

FANG AİLESİ-KEVIN WILSON

Kitabın Özgün Adı: The Family Fang
Çeviren: Emre Ülgen Dal
Yayınevi: DOMİNGO
Sayfa Sayısı: 300
Arka Kapak Yazısı: 
Bay ve Bayan Fang yaptıkları şeye sanat diyorlardı. Çocuklarına göre ise bu bir şeytanlıktı. 
Şayet Caleb ve Camille Fang gibi hayatınızı performans sanatına adamışsanız ve yapıtlarınız gerçekliği çarpıtmak üstüne kurulmuşsa, konu ebeveynliğe geldiğinde kimse sizden harikalar beklememeli. İnanmazsanız Buster ve Annie Fang'e sorun. Onlar kendilerini bildi bileli (istemeden) anne babalarının zirzop yapıtlarında rol aldılar. ama sonra büyüdüler, önce anne babalarının yarattığı garip dünyanın ötesine adım attıkları yaşa, ardından o dünyada tutunamayıp, kurdukları yaşamların başlarına yıkıldığı yaşa geldiler. biri sancılı bir yazar, diğeri Hollywood'da umut veren bir aktris olan iki kardeş, büyüdükleri eve dönmekten başka çare bulamadılar. Ancak anne babaları onlarla ilgilenemeyecek kadar meşguldü; "Başyapıtımız" dedikleri son bir performansı hayata geçirmeye çalışıyorlardı. Çok geçmeden hırslar çarpıştı ve her bir Fang üyesi çok önemli bir kararın eşiğine geldi: "Önemli olan aile miydi yoksa sanat mı?"


_____***_____***_____***_____

"ŞİMDİ SURATINA BİR TANE ÇAKSAM SANAT DİYEBİLİR MİYİM BUNA..."


Değişik konulu ve kurgulu romanları çok seviyorum. Sevmenin ötesinde yazarına büyük saygı duyuyorum. Çılgın ötesi, standartlardan ekstra sapmış bir aile yaratıp, bu aile üzerinden hayatın felsefesini yapmak her yazarın harcı değildir diye düşünüyorum.
Bu roman, onlarca yıldır münazaraların baş tacı olan "Sanat, sanat için midir toplum için mi?" sorusunu merkez kabul edip, geniş bir çember çiziyor sizi de içine hapsedip türlü türlü duygular hissettiriyor.
Ben kimi zaman Caleb ve Camille Fang'a hayran oldum, yaşları ilerleyip çaptan düşmeye başladıklarında ve bununla yüzleştiklerinde hallerine acıdım,
çocuklara yaklaşımlarından ötürü öfkelendim,
bir sonraki hamlelerini merakla bekledim ve
abla ile erkek kardeşin birbirine bu derece bağlı olup aynı zamanda hayata tek başına tutunabilme çabalarına imrendim.

Çocukları hepimiz kendi bencilliğimiz için yapıyoruz aslında; kendimize, düşüncelerimize, yaptıklarımıza bir destek bulmak için. Hayatta yalnız hissetmemek için. Tüm dünyaya bu benim eserim demek için. Peki ya o çocuğun birey olma zamanı geldiğini anlayamazsak veya kabul edemezsek ne olacak?
Çocuklar da hayatlarındaki başarı/başarısızlıklarını anne babasına duyduğu hayranlık, öfke veya hayal kırıklığına borçlu oluyor çoğu zaman. Buster ile Annie anne ve babasına bu kadar kızgın olmasaydı bugün elde ettikleri başarıyı yine kazanabilirler miydi sizce? Peki bu durumda anne ve baba Fang, iyi birer ebeveyn olmuştur diyebilir miyiz?  

Okuyun siz karar verin bakalım...
Fang ailesinin sizin beyninize de bir ısırık atmasına müsade ederseniz pişman olmazsınız...
(Fang: Vampir dişleri deyince akla gelen, kurtlarda köpeklerde ve kedilerde görülen sivri ön dişler. Sy:55)

"Ne fenadır aslında, bizi sevmekten vazgeçmezler, biz de onları
O küstahlıkları inanılır gibi değildir,
Bizi yaptılar diye. Nasıl yaptılarsa.
Ya hayatları: Elbette biz
Daha iyisini yaparız." 
(William Meredith-Parents)



12 Nisan 2015 Pazar

TRENDEKİ KIZ-PAULA HAWKINS



Kitabın Özgün Adı: The girl On The Train
Çeviren: Aslıhan Kuzucan
Yayınevi: İthaki
Sayfa Sayısı: 359
Arka Kapak Yazısı: Rachel her gün aynı trene binip aynı çifti izliyordu. Çiftin başına gelenleri bütün ülke duyduktan sonra, hayatlarına dahil olmaya karar verdi.

_____***_____***_____***_____

Kitap hakkında çok fazla bir şey yazmak istemiyorum heyecanı kaçmasın diye. Mutlaka bir yönetmen bu kitabın filmini çekmek isteyecektir o derece sürükleyici, heyecan dolu ve merak uyandırıcı bir kitap. Özellikle son 100 sayfasının nasıl geçip bittiğini anlamadım bile. Paula Hawkins'in ilk polisiye romanıymış. Bir ilk deneyime göre bence müthiş. Çayınızı kahvenizi alın ve bütün bir gece uykusuzluğa hazırlayın kendinizi...

Keyifli okumalar...