21 Temmuz 2015 Salı

DİRİLİŞ-TESS GERRITSEN

Kitabın Özgün Adı: Die Again
Çeviren: Cumhur Mısırlıoğlu
Yayınevi: MARTI YAYINEVİ
Sayfa Sayısı: 462
Arka Kapak Yazısı: 
Altı yıl önce o çayırların arasındayken ölmenin nasıl bir şey olduğunu öğrendim. Benden bir daha ölmemi istemeyin.

Her şey, usta bir avcı olan Leon Gott'un evinin garajında ölü bulunmasıyla başlar. Dedektif Rizzoli ve doktor Isles bu esrarengiz ölümün detaylarını araştırdıkça aralarında benzerlikler bulunan diğer vakalara ulaşırlar. Nihayetinde, yaptıkları araştırma onları altı yıl önce bir safari sırasında Afrika'da işlenen turist cinayetlerine kadar götürür.
Gözü pek ikilinin, katliamların ardındaki sır perdesini kaldırmak için o lanetli safariden kurtulabilen tek kişiye, Millie Jacobson'a ulaşmaları gerekir. Ancak genç kadın hala tehlikede olduğunu düşünmektedir ve hayatta kalma mücadelesi vererek geçirdiği günleri hatırlamak istemiyordur. bu yüzden Rizzoli ve Isles için, Millie'yi ikna etmek ve bu sıra dışı cinayetleri aydınlatmak düşündükleri kadar kolay olmayacaktır.


_____***_____***_____***_____

Av mısın avcı mı...
Bir çizgi varsa ikisinin arasında 
Saç teli kadar incedir 
dikkatli ol...

Sürükleyici bir Rizzoli&Isles romanı daha... Güzel bir konu harika bir kurguyla anlatılmış. 462 sayfalık kitabı üç gün içerisinde bitirebildiğimi ve bunu üç yaşındaki bir canavarla uğraşırken yapabildiğimi söylersem sanırım kitabın ne kadar güzel olduğunu anlatabilirim. Uyku yerine okumayı tercih ettirecek bir roman.
Daha önce de birkaç kez söylemişimdir: Tess Gerritsen romanlarının içinde beni hayal kırıklığına uğratan bir kitap olmadı. Ancak Rizzoli&Isles serisini de ayrı bir yere koyuyorum. Bir sonraki romanda nasıl bir olayla karşılaşacaklarını merakla bekliyorum. Sadece olayların çözüme ulaşma aşaması değil, karakterlerimizin portreleri de çok takip edilesi. Ailevi ilişkileri, iş ilişkileri, özel hayatları, korkuları, muhteşem zekaları...
Yaptığı mesleği içselleştirmiş güçlü karakterlere-özellikle kadınsa- müthiş bir saygı ve hayranlık duyuyorum. Bu iki kadın karakter de beni benden alan şahsiyetler. Kendilerinin vücut bulmuş halini görmek isteyenler televizyonda Rizzoli&Isles dizisini izleyebilirler. Ben hayalimdeki suretlerini daha çok seviyorum o ayrı.

Polisiye roman ilginizi çekiyorsa bu Tess romanını da şiddetle tavsiye ediyorum. 

Keyifli okumalar...


20 Temmuz 2015 Pazartesi

İLK BAKIŞTA AŞKIN İSTATİSTİKSEL OLASIĞI-JENNIFER E. SMITH


Kitabın Özgün Adı: The Statistical Probability Of Love At First Side
Çeviren: Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Yayınevi: ARTEMİS 
Sayfa Sayısı: 234
Arka Kapak Yazısı: 

Bazen sadece dört dakikayla uçağınızı kaçırırsınız ve o dakikaların birinde gerçek aşk sizi bekliyordur.

Hadley, hayatının en kötü günlerinden birini yaşıyordu. Babası Londra'da, Hadley'nin tanımadığı bir kadınla evleniyordu ve düğüne yetişmeye çalışan Hadley uçağını kıl payı kaçırdı. 

Genç kız, önceleri kadere inanmazdı. Ama havaalanında kısılıp kaldığı o gün Oliver'la tanışması, Hadley için bir dönüm noktası olacaktı. Çekici ve meraklı Oliver, daha ilk anda Hadley'nin başını döndürdü. Üstelik iki genç aynı uçakta yolculuk edecekti.

Hadley ve Oliver'ın yirmi dört saat içinde geçen hikayesi, gerçek aşkın en beklenmedik anda karşınıza çıkabileceğine sizi inandıracak.


_____***_____***_____***_____

Bu kitabı rafta ilk gördüğümde, her nedense, orta yaşlı bir kadın ve erkeğin arasında geçen aşk hikayesi canlandı zihnimde. Sanırım kendim orta yaş skalasına girdiğim için olabilir :) Ancak bu roman henüz on sekizinde olan iki gencin arasında yaşanan aşkı anlatıyor. 
İlk görüşte aşk var mıdır? Buna inananlardan mısınız bilmiyorum, kendi düşüncemi de söylemeyeceğim tabi, ancak romanda bu olasılığın hiç de öyle sanıldığı gibi sıfıra yakın olmadığını okuyacaksınız.

Kitabın benim zihnimde yarattığı en etkileyici iz boşanmış bir kadın olan Hadley'nin annesinin ultrasonik iyi yürekliliği oldu. Kendisini bir başka kadın için terk eden adamı, kızına asla kötülemeyen, tam tersine kızı ve babası arasındaki o "özel" ilişkinin kopmaması için elinden geleni yapan müthiş bir karakter bence.

Kitap keyifli, romantik komedi tadında bir sinema filmi gibi. Yazın sıcaklarında, plajda okumak için ideal.
Arka kapağında "Yürek sızlatıcı", "Göz yaşartıcı" filan tarzında ifadeler okudum. Bu yorumlara katılmıyorum. Eğer 17 yaşında bir ergen (kız) değilseniz bu kitabı okuyunca yüreğinizin sızlamasına, içinizin cız etmesine ya da "Ah ah nerede o benim yakışıklı, anlayışlı, duygusal prensim" demenize ihtimal vermiyorum. Gerçi olasılık hesabı bu, kesin konuşmamak lazım öyle değil mi :)

Altını Çizdiklerim:

* "İyi bir şeye sahip olup onu yitirmek mi yoksa ona hiç sahip olmamak mı daha iyi" (sy:66- C. Dickens)

* Neşe ve tatmin en etkili güzelleştiricilerdir. (sy:208-C. Dickens)


Keyifli okumalar...


ARZULARIMIN LİSTESİ-GREGOIRE DELACOURT

Kitabın Özgün Adı: La Liste de Mes Envies
Çeviren: Menekşe Tokyay
Yayınevi: PEGASUS
Sayfa Sayısı: 199
Arka Kapak Yazısı:
Jocelyne küçük bir kasabada önemsiz bir tuhafiye dükkanı işletmektedir ama Paris'te bir moda tasarımcısı olmak ister. İncecik bedenli kadınlara özenir ama kendi vücudu modellerinkine hiç benzemez. Okumaktan zevk alır ve bir dikiş nakış blogu vardır.

Bir gün bir piyango bileti alır ve büyük ikramiyeyi kazanır. Artık hayatını tamamen değiştirme şansına sahiptir. Ama bundan kimseye, kocasına bile söz etmez. Ne yapmak istediğine karar vermek için arzu ettiği şeylerin bir listesini çıkarır. Fakat listesini hazırlarken başına hiç hesapta olmayan bir şey gelecektir...

_____***_____***_____***_____

"Yalanlar ne kadar büyükse geldiklerini o kadar zor görürüz." (sy:81)

Vasat derecede güzel, ortalama bir aile hayatı olan Jo'nun hiç profesyonel olmayan kadınca bloğu beklenmedik bir ün kazandırır kendisine. Ardından piyangoda kazandığı büyük ikramiye de yemeğin üzerine yenen tatlı misali gibidir... Dışarıdan bakınca durum bu; peki evin içindeki durum ne acaba?
Paranın esiri olmakla olmamak arasındaki ince çizgide dikkatlice yürümek isteyen Jo'nun, bu süreçte yaşadığı hesaplanamaz darbe ne olabilir?

Sıradan bir kadının, sıradan hayatını hareketlendiren birtakım olayları okuyacağınız, kafa yormayan, bir gün içerisinde başlayıp bitirebileceğiniz tam bir yaz romanı. 
Para denilen şeyin insanların gözünü bir anda nasıl kör ettiğini, onun uğruna nelerin bir kalemde silinebildiğini ve bir insanın hayattaki en büyük pişmanlığını para uğruna yapabileceğini gözler önüne seriyor.
Çok fazla beğendiğimi söyleyemeyeceğim ama şu açıdan bakıyorum. Bazı kitaplar vardır insana okudukları arasında soluk aldırır. "Arzularımın Listesi" tam bu tanıma uygun diyebilirim.

Bana göre kitabı özetleyen cümle şu olurdu:
"Her kazanç bir başka açıdan bakıldığında büyük bir kaybediş olabilir..."

Keyifli okumalar...


HEPİMİZ TAMEMEN KENDİMİZİ KAYBETTİK- KAREN JOY FOWLER



Kitabın Özgün Adı: We Are All Completely Beside Outselves
Çeviren: Niran Elçi
Yayınevi: AYLAK KİTAP
Sayfa Sayısı: 315
Arka Kapak Yazısı: 

" Sene 1996. O zamana kadar ailemiz dağılmış, o eski filmin işaretini verdiği küçük aileye dönüşmüştü bile: Ben, annem ve kameranın arkasında görünmese de var olduğu aşikar babam. Ağabeyimi en son görüşümün üzerinden on sene, kız kardeşim ortadan kaybolalı on yedi sene geçmişti..."

Fowler benzersiz bir kurguya sahip olan romanında birbirini seven ama birbirine çok zarar veren sıra dışı bir ailenin hikayesini anlatıyor. Onlar aracılığıyla insan-hayvan olmanın gerçekte ne anlama geldiğini hissediyoruz. Dünyanın karmaşık, şaşırtıcı, bazen dehşet verici bazense çok güzel bir yer olduğunu görüyor, onu koruyabilmeyi umut ediyor ve dünyada yaşayanların sadece biz olmadığını hatırlıyoruz.


_____***_____***_____***_____

Bu upuzun isme sahip olan kitap, konusu itibariyle "ilginç kitaplar" sınıfına atadığım bir roman oldu. İsminin uzunluğu sizi yanıltmasın; anlatılmak istenen durum ve verilmek istenen duygu gayet net ve akıcı anlatılmış. Kitapta hiçbir gereksiz cümle yok. Bu tarz üsluba sahip yazarlara hayranım. Çeviri de elbette çok önemli. Başarılı bir çeviri olmuş bana göre. 
Kitabı elinize alıp sayfalarında kaybolduğunuzda, arka kapağının size çağrıştırdığı duyguların epey bir karmaşık halini yaşayacaksınız.

Son zamanlarda aile bağlarını, aile içindeki fertlerin birbirleriyle olan ilişkilerini, tabiri caiz ise "tuhaf" ailelerin hikayelerini çok okuyorum. Bu tarz romanların üst üste denk gelmesi benim açımdan enteresan oldu gerçekten. Ama içlerinde en farklısı buydu diyebilirim. Aynı anda hem merak hem hüzün hissedip, bazen komik bazen de düşündürücü şeyler okuyacaksınız.
Evde evcil bir hayvan bulundurmak ile onu ailenin bir bireyi yapmak arasındaki farkın epey büyük olduğuna şahitlik edeceksiniz.

İlk 50-60 sayfa boyunca okuduklarınızı bir tek cümle ile baştan şekillendirmek zorunda kalıyorsunuz. Çünkü Fern ile ilgili gerçeği bu sıralarda açıklıyor yazar. Bu şok ve merak sizi kitabın sonuna kadar sürüklüyor. 

Hayatınızı ilginç akademik araştırmalara ve deneylere adayan bir profesör olduğunuzu düşünün. Sizi heyecan ve hayranlıkla takip eden bir sürü akademi öğrenciniz var. Peki ya çocuklarınız? Onlar sizin hayatınızın listesinde kaçıncı sırada olurlardı... 
Beri yandan bakacak olursak; çılgınlar gibi çalışan çatlak profesör bir babanızın olduğunu düşünün. sizinle saklambaç oynamak yerine deneylerinde kobay oluyorsunuz. Henüz çocuksunuz, neler hissederdiniz...
Okuyun ve görün bakalım...
Bana göre güzel bir kitap. Sanki kaliteli bir şarap gibi insanın ağzında hoş bir tat ve geride pişman olunmayacak saatler bırakıyor.
Keyifli okumalar...