26 Ağustos 2015 Çarşamba

HAYATIMI ÇALAN KADIN-MARIAN KEYES

Kitabın Özgün Adı: The Woman Who Stole My Life
Çeviren: Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Yayınevi: ARTEMİS
Sayfa Sayısı: 605
Arka Kapak Yazısı: 
YATAKLARA DÜŞEN, AŞKA DÜŞEN, NEW YORK'TA İHTİŞAMLI BİR HAYATIN GÖBEĞİNE DÜŞEN BİR KADININ İNANILMAZ HİKAYESİ
Dublin'li, evli ve iki çocuk annesi Stella Sweeney, kendi deyimiyle son derece sıradan bir hayat süren, son derece sıradan bir kadındı. Bir gün trafikteyken karmaya yaranmak için iyilik yapası tuttu ve sonucunda meydana gelen kaza, hayatını değiştirdi.
Önce telefon numarasını isteyen bir adamla tanıştı. Gerçi Bay Range Rover, numarayı sigorta için istiyordu ama neyse. Bu tanışmanın Stella'yı binlerce mil uzağa götüreceğini, sıradan bir kadını bir süperstara dönüştüreceğini ve bu arada tüm ailesini dağıtacağını kim bilebilirdi?
Her şet tek bir kötü karar yüzünden mi yaşanmıştı? Bay Range Rover'la tanışmanın sorumlusu kader miydi, karma mı? Stella yaşadıkları için minnet mi etmeliydi, saçını başını mı yolmalıydı?


_____***_____***_____***_____

Stella Sweeney standart bir yaşam süren, orta yaşlı, evli, iki çocuklu, kısacası oldukça sıradan bir kadın. Kardeşi ile birlikte Dublin'de bir kuaför işletiyorlar. Çekirdek ailesi görünüşte birbirine çok bağlı ama ergen çocukları olan her ebeveyn gibi kızı ve oğluyla arasında uçurumlar var. Oğlunun ve kızının hayata bakış tarzı ile Stella'nınki 180 derece ters. Ama o bunları anlayışla karşılamaya çalışıyor. Kocası hep yorgun hep mutsuz. Ama Stella bunu da dert etmiyor. Kısacası yaşayıp gidiyorlar işte...

Günün birinde ister Karmadan, isterseniz de Karmaşadan dolayı diyelim, Stella bir trafik kazası geçiriyor. Hızla akan trafikte karmaya yaranayım diye yol vermeye kalkınca, arkasındaki araba onun kadar karmaya inanmadığından olsa gerek duramıyor... 

Kaza sonucunda Stella epey uzun bir süre hastanede kalıyor. Başına gelen hastalık dünyada pek fazla doktorun üzerinde çalışma yapıp tecrübe kazandığı cinsten değil. Nadir görülen bir sendrom. Öngörülemeyen geçici bir süre boyunca Stella ne konuşabiliyor ne de hareket edebiliyor. Vücudunda hareket ettirebildiği tek yeri göz kapakları ve o da insanlarla iletişim kurmasının tek yolu oluyor. 

Hastanede kendisiyle ilgilenen nöroloğu Mannix Taylor ile aralarında ikisinin de beklemediği bir etkileşim oluyor. Çünkü Göz kapağı iletişimini bir tek ikisi becerebiliyorlar. Bay Taylor bu yöntemi ailenin diğer tüm fertlerine anlatmış olmasına rağmen diğerleri ile Stella bunu başaramıyorlar. Ya çok sabırsız oldukları için ya da ona çok kızgın oldukları için. Günden güne Stella ve Mannix birbirlerine hayatlarıyla ilgili pek çok şey anlatıyorlar. Birbirlerini tanıdıkça yakınlaşmaları daha da artıyor. Tehlikeyi sezen yakışıklı doktor bir gün habersizce hastaneden ayrılıyor ve Stella'yı bir başka nörolog arkadaşına emanet ediyor. Duruma çok içerlenen Stella hastaneden çıktığında hayatına devam edeceğine ve Mannix Taylor'ı bir daha hiç görmeyeceğine yemin ediyor. 

Hastaneden çıktığında evde işler arzu ettiği gibi gitmiyor. Beklediği ilgiyi görmeyi bırakın ailedeki herkes Stella'ya düşmanmış gibi davranıyor. Hayatlarının alt üst olmasının, mutsuz olmalarının tek sebebini annelerinin hasta olup aylarca hastanede yatmasına bağlıyorlar. En sonunda Stella, Ryan(kocası) ile boşanma kararı alıyor. Bu arada İrlanda'da evli çiftlerin boşanabilmeleri için 5 yıl ayrı yaşama şartının olması çok değişik bir detaymış. Anlaşmalı bir boşanma olsa bile... 

Mannix Taylor hastane günlerinde Stella'nın söylediği bir takım sözleri bir deftere kaydediyor. Bunu onu çok sevdiği için ve ondan kendisine bir hatıra kalsın diye yapıyor belki ama o sözler bir kitap oluyor ve ikisinin başına baya bir iş çıkarıyor. Bu kitap sayesinde Stella bir gün herkesin 15 dakika yakalayacağı şöhreti neredeyse 1 yıla yakın bir zaman yaşıyor. New York'un göbeğinde yaşamak çocuklarıyla olan kötü havayı da düzeltiyor. Sonra kitap projesi (sürpriz bir şekilde)tepetaklak oluyor. 

Kitapta pek çok karakter var. Bunların içinde öyle biri var ki her cümlesini okuduğumda şaşırmadan edemedim. Mannix Taylor'un boşandığı eşi Georgie. Ona özellikle dikkat etmenizi öneririm.

Ben her yaz bir Marian Keyes romanı okumazsam o yaza yaz demiyorum galiba :) Son birkaç senedir bu böyle. Çiklit okumayı sevenler için iyi bir seçim olabilir bu kitap. Hatta yazarın diğer kitaplarının bir tık ötesinde. Kitaptaki tespitlerin bir çoğu hayranlık uyandırdı bende. Ve bakmayın 600 sayfa olduğuna. Ne kitaplar gördüm 100 sayfa ama 100 günde bitemiyor ne kitaplar gördüm günde 200 sayfa okutturuyor insana...

Diyeceğim odur ki eğlenceli, akıcı, kafa dinlendirici bir roman isterseniz şimdiden keyifli okumalar dilerim...

Stella'nın bazı cümleleri:

 ***  Bir fili nasıl yersin?
        Lokma lokma

(Biz kadınların yüzde doksanı bir koltukta 35 karpuz taşımaya çalışıyor. Problem çıkınca da kendilerini suçluyorlar. Fil büyüklüğünde sorunlar için ideal bir hayat felsefesi bence) (sy:187)

*** Neden ben diye düşünmektense neden ben olmayayım diye düşünüyorum... 

(Hayata pozitif bakmak, bardağın dolu tarafını görmek ve gerçekçi olmanın güzel harmanlanmış bir hali) (sy:151)

*** Çok bilgi insanı akıllı yapmaz. (Heraklitos) 

( Günümüzde çocuklarını daha küçücük yaşlarda çeşit çeşit kursa koşturan ve eş dost toplantısında bunları ballandıra ballandıra anlatan ebeveynlere gelsin :)  (sy:145) 


19 Ağustos 2015 Çarşamba

SISTERS KARDEŞLER- PATRICK DE WITT

Kitabın Özgün Adı: Sisters Brothers
Çeviren: AVİ PARDO
Yayınevi: DOMİNGO
Sayfa Sayısı: 357
Arka Kapak Yazısı:
Hermann Kermit ölecek. Commodore emri verdi. Eli ve Charlie Sisters kardeşler gerekeni yapacak.
Altına hücum Amerika'sının şöhretli tetikçileri onlar. Öldürmek charlie'nin doğasında var; sevdiği işi yapıyor. Eli ise fazla geveze bir vicdana sahip bir katil için. "Belki başka türlü bir hayat mümkündür." Bu soru dönüp duruyor Eli'nin zihninde, Kermit'in izinde Kaliforniya'daki altın madenlerine doru yolculukları boyunca. Artık emin, bu onun son işi olacak. Hermann Kermit herhangi bir iş olsaydı keşke.
Eleştirmenler tarafından geçtiğimiz yılın en iyi kitaplarından biri kabul edilen Sisters Kardeşler, tam Coen Kardeşlerin yazacağı türden bir Western; garip, haşin, çıplak, komik, üzücü, insan doğasını süslemeden, saklamadan olduğu gibi sergiliyor. Patrick de Witt, birbirlerine kan, şiddet ve sevgiyle bağlı iki kardeşin öyküsünü muhteşem bir üslupla aktarıyor.

_____***_____***_____***_____

OREGON CITY, 1851

Soruyorum size:
Kardeşinizle yapabileceğiniz en abuk iş fikri nedir? 
Evet iki kardeş birlikte pek çok değişik iş yapabilir. Aklınıza gelen tüm senaryoların içinde "kiralık katil olan iki kardeş" var mıydı??

Eli ve Charlie Sisters kardeşlerin yaptıkları iş oldukça basit aslında. Öldürme emrini al, Hedefi ortadan kaldır, paranı cebine at, çekip uzaklaş hayatına devam et. 
Ancak son işleri bu basit matematiğe pek de uymadı desek yanlış olmaz...

Kitap 1800 lü yılların ortasında geçen bir Western film tadında. Okurken sahneleri gözünüzde canlandırmak çok eğlenceli oluyor. İtiraf etmeliyim ki ben Western filmlerinden nefret ederim . Daha ılımlı bir ifade ile söylersem ilk tercihim olmaz izlemek için. Ancak bu kitabı öyle çok sevdim ki. Sanırım bu Patrick De Witt'in  ve kitabı Türkçe'ye muhteşem çeviren Avi Pardo'nun başarısı. 

Oldukça ezber bozan bu romanı soluksuz okuyacağınıza eminim. 
Para, altın, değerli olan her ne varsa şu hayatta, insanların uğruna öldükleri öldürdükleri... Bir çırpıda hepsini nasıl kaybedebiliyorsunuz okuyun görün derim.. Kiralık katil olmak, algıları kapalı bir öldürme makinesi olmanızı gerektirmez. Sisters kardeşler aldıkları bu (son) iş sayesinde bunu anlıyorlar. Nasıl mı? Buyrun sayfalar sizin için dönsün madem...

Keyifli okumalar...