3 Şubat 2017 Cuma

LEOPAR- JO NESBO



Kitabın Özgün Adı: Panserhjerte
Çeviren: Can Yapalak
Yayınevi:  DOĞAN KİTAP
Sayfa Sayısı: 714
Arka Kapak Yazısı: 
Oslo'da iki kadın ölü bulunur; nasıl açıldığı belirlenemeyen yirmi dört yarayla kendi kanlarında boğulmuşlardır. Bir seri katilin işine benzeyen bu cinayetler kısa zamanda basının ilgi odağı olur. Ortada bir ipucu yoktur, polisin eli kolu bağlıdır ve onlara yardım edebilecek tek kişi, Harry Hole Hong kong'da inzivaya çekilmiş, "Kardan Adam" vakasının travmasından kurtulmaya çalışmaktadır. Babasının ağır hasta olduğunu duyan Harry, gönülsüzce Oslo'ya geri döner. Katil elini yeniden kana bulayınca soruşturmaya dahil olmaktan kendini alamaz. Ve çok geçmeden hem mesleki yeteneklerini, hem de kişiliğini sınayan bir psikopatla karşı karşıya olduğunu anlar.


 _____***_____***_____***_____

Zaman zaman farklı arkadaş gruplarımdan Jo Nesbo harika bir yazar, süper kurguluyor, müthiş yazıyor minvalinde bir sürü geri dönüş aldım. Ancak bir türlü fırsat bulup okuyamamıştım. Haydarpaşa Garı'ndaki Kitap Günleri etkinliğinde dolaşırken gördüm bu kitabı. Kapağında, "Nesbo'yla henüz tanışmadıysanız şimdi tam zamanı" yazıyordu. Kayıtsız kalamadım bu çağrıya elbette. Fakat bence bu bir tanışma kitabı olmamalıymış. Çünkü Bu romanda bir önceki - veya daha önceki bilemiyorum- romanına ve onun baş kahramanına (Kardan Adam) fazlasıyla atıf var. Haliyle kitabın bu kısımlarına yabancı kaldım pek hoşuma gitmedi bu yabancılaşma.
Az önce bahsettiğim durumu ve hatırı sayılır kalınlıkta bir roman oluşunu dezavantaj olarak saymazsanız oldukça sürükleyici, gerilim dozu yüksek bir roman olduğu tartışılmaz. Hatta bence filmi çekilse Testere Serisi'ne rakip bile olabilir. 
Kitapta tasvir edilen cinayet silahı değişik bir nesne. Keşke çizim kabiliyetim olsaydı da hayalimde canlandırdığım imgeyi buraya aktarabilseydim...

Elini eteğini cinayet işlerinden çekmiş, bir nevi inzivaya çekilmiş, ruhsal problemleri olan, hayatı allak bullak dedektif  karakterlerinin serilerini birkaç farklı yazarın gözünden okudum. Hatta bu ara fazla üst üste okudum sanırım sıkılmaya bile başladığımı söyleyebilirim. Ancak her defasında anlatılan olayın kurgusu beni içine çekiyor. Bu kitapta da öyle oldu. 

Psikopat, sadist bir katilin peşindeyiz neticede, ancak öyle bir yan karakter var ki... Bence bu romanın yıldızıdır kendisi. Kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor katilimizle. Ve biz bunu kitabın son sayfalarına kadar anlayamıyoruz. Gerilim arka planda durmaksızın devam ederken gizem de son ana kadar korunmuş. Bu anlamda çok başarılı buldum romanı. 714 sayfalık bir roman için ciddi bir başarı bence.

Polisiyenin gerilimle bezenmiş halini seviyorsanız mutlaka okuyun derim. Ben yazarın diğer romanlarını da okumayı düşünüyorum. Tabi ilk önce Kardan Adam'ı :)

Keyifli okumalar...

5 Ağustos 2016 Cuma

GECENİN DİBİ- RYU MURAKAMİ

Kitabın Özgün Adı: In The Miso Soup
Çeviren: Hüseyin Can Erkin
Yayınevi: OT KİTAP
Sayfa Sayısı: 214
Arka Kapak Yazısı: 

Yirmi yaşındaki Kenci, seks adına her şeyin pazarlandığı başkentte yabancı turistlere rehberlik ederek yaşamını kazanan bir Japon gencidir. Televizyonlarda, fahişelik yapan liseli bir genç kızın vahşice öldürüldüğü haberi yayınlandığı gün, Frank adlı garip bir amerikalıdan telefon alır. Frank, Kenci'den kendisine rehberlik yapmasını istemektedir...
Yeraltı edebiyatının önemli ismi Ryu Murakami'den gerilim yüklü bir roman.
"Yaşama sevincimizin kaynağı olan içimizdeki çocuk, sineklerin kanatlarını koparıp böcekleri yakmayı bıraktı mı?Ryu Murakami'nin sorusu bu"-HAKAN GÜNDAY

"Tokyo gecelerine benzersiz bir turistik tur. Kesilen ses telleri, yırtılan damarlar, parçalanan iç organlar, kusmuk, kan... Her şey dahil!"_HAKAN BIÇAKÇI



_____***_____***_____***_____

Rahatsız edici bir kitap; hem de fazlasıyla...
Hani bir gerilim-korku filmi koyarsınız, gerim gerim gerilirsiniz fakat yine de izlemekten kendinizi alıkoyamazsınız ya işte aynen böyle bir kitap "GECENİN DİBİ" 
Zaman zaman okumayı bırakmayı düşünseniz de gizli bir güç kitabın kapağını kapatıp onu kütüphanenizin en ücra köşesine kaldırmanıza izin vermiyor.

Ben yer altı edebiyatını seviyorum. Bu türde okuduğum ikinci roman. Yeraltı edebiyatıyla ilk tanışmam, VAY isimli romandı. Linkten onunla ilgili yazıma ulaşabilirsiniz.

Tokyo gece hayatında bir seri katil ile genç bir turist rehberinin hikayesini okuyoruz. Anlatıcımız Kenci. Kenci hayatının en büyük tecrübesini bizlerle paylaşmış.

Kitabın orijinal ismi bir Japon yemeğine atıf. Kitabın sonlarına doğru geleneksel bir Japon çorbası üzerinden felsefe yapıyor sosyopat katilimiz.

Kitap en başta söylediğim gibi epey sarsıcı ama kendi içlerinde kapalı olan Japon halkı ve kültürüne ait çokça "ilginç" detay öğrenmek mümkün. 
Gerilim filmlerini seviyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız

Keyifli okumalar:)


KISKANMAK ÖLDÜRMENİN YARISIDIR-ERCAN UĞUR



Yayınevi: OT KİTAP
Sayfa Sayısı: 168
Arka Kapak Yazısı: 
Bir bıçak darbesiyle üç santim kesiyorum bileğini
Sol yanından başlayarak
Kıskanmak öldürmenin yarısıdır.

_____***_____***_____***_____

Bir ilk roman olduğu için verilen emeği takdir ediyor ve destekliyorum. Ancak bana çok inandırıcı bir roman gibi gelmedi. Okurken sıkıldım mı? Hayır. Akıcı bir kitap fakat eksik bir şeyler var. Yazarın aktarmak istediği o kafa karışıklıkları, duygu yoğunluğu, içsel hesaplaşmalar bana bir türlü inandırıcı gelemedi. Neden bilemiyorum. Konuya da yakınlaşamadım galiba. Yani uzun seneler boyunca görüşmeyen iki arkadaşın (Ediz ve Tarık) yıllar sonra birbirini bir tesadüf eseri bulduktan sonra aynı kadına aşık olup sonra da birlikte onu öldürmeleri biraz zorlanmış bir senaryo gibi sanki... 
Kitapta en çok karakterlerin kendilerini yansıttıkları bölümleri sevdim. Mesela Tarık'ın yatılı okula gönderilme sürecinin anlatıldığı ve onun ailesine ait sırların açıklandığı bölüm; Ediz ile Tarık'ın arkadaş olma süreci sonra yollarının ayrılması; diğer taraftan Vera isimli kızımızın başından geçenler... 
Yani aslına bakılırsa sanki bu üç şahsına münhasır karakterden daha iyi hikaye çıkabilirmiş ortaya... 

Yine de alıp okunmaya değer bir roman bence. Zaten sayfa sayısı zorlayıcı değil 1-2 günde bitirebilir, siz de fikrinizi yorumlara yazabilirsiniz.
Sevgili Ercan Uğur'a emeğinden ötürü teşekkür ediyor ve yeni romanını merakla bekliyorum.

Keyifli okumalar:)



21 Haziran 2016 Salı

İYİ KIZ-MARY KUBICA

Kitabın Özgün Adı: The Good Girl
Çeviren: Zeynep Yeşiltuna
Yayınevi: MARTI
Sayfa Sayısı: 460
Arka Kapak Yazısı: İyi bir insan olup olmadığıma karar verecek olanlar kim? Ailem mi? Arkadaşlarım mı? Yoksa ne yaşadığıma dair en ufak bir fikri bile olmayan etrafımdaki insan kalabalığı mı?
Tabi ki hiçbiri...
İyi ya da kötü biri olduğumu benden başka kimse bilemez.
Nüfuzlu bir ailenin kızı olan resim öğretmeni Mia, esrarengiz bir yabancıyla barda tanıştığı gece ortadan kaybolur. Genç kız aylar sonra ıssız bir klubede bulunur, ancak o eski Mia değildir artık. Tamamen değişmiştir ve yaşadıklarına dair bölük pörçük parçalar hatırlamaktadır. en tuhaf olansa, kendini artık Chloe olarak tanıtmasıdır. Peki kimdir bu Chloe denen kız? Ve Mia neden kendisine bu isimle hitap edilmesini istemektedir?
Bu soruların cevabını hiçkimse bilmemektedir. İşin aslı, Mia'ya dair bilinmeyenlerden yalnızca biridir bu...
17 ülkede yayınlanan, zekice kurgulanmış sıra dışı hikayesiyle İyi Kız, kusursuz ailelerin bile göründükleri kadar mükemmel olmadıklarını kanıtlar nitelikte çarpıcı bir ilk roman.

_____***_____***_____***_____

Uzun süredir Martı Yayınlarına temkinli yaklaşıyordum. Son dönemlerde piyasaya sürdükleri kitapları çok iyi bulmuyordum açıkçası. Sanki bir tek Tess Gerritsen kitapları kayda değer olan diğerleri ise vasat bir yayın evi gibi imaj çizmeye başlamıştı gözümde ve çok üzülüyordum. Çünkü Martı Yayınları benim ilk göz ağrılarımdan biridir. Bu romanı gördüğümde yine endişeliydim ama arka kapak yazısı beni çekti aldım.

Gerçekten sürükleyici, canlı, aktif, kolay okunan, akıcı, sade dilli bir roman olduğunu yadsıyamam.
Bir kaçırılma olayı okuyoruz. O nedenle aksiyon filmlerini aratmayan bir performans var kitabın satırlarında. Ancak arka kapak yazısında biraz mistik ya da doğaüstü çağrışımlar yapabilecek cümleler kullanılmış. Sıra dışı bir roman değil kesinlikle hatta oldukça sıradan bir kaçırılma olayı ve sebebi. Yani bir kitabın satması için illa ki bu tip "Sıra dışı", "Olağanüstü", "Tahmin edilemez".. vs gibi ibarelerin olması şart mı bilemiyorum. Bence gayet sıradan bir roman ama hiç kötü değil. Hatta capcanlı ve güzel, özellikle benim gibi aksiyon sever bir kişiyseniz.
Martı Yayınlarına teşekkür ediyorum onlardan kopmamamı sağladıkları için... 

Keyifli okumalar:)


DÜNYANIN MERKEZİNE TÜNEL KAZMAK-KEVIN WILSON

Kitabın Özgün Adı: Tunneling To The Center Of The Earth
Çeviren: Emre Gözgü
Yayınevi: DOMİNGO YAYINLARI
Sayfa Sayısı: 204
Arka Kapak Yazısı: "Merak ediyorum, acaba insanoğlunun takıntıları da japon balıkları gibi, koşullar ne kadarına izin verirse o kadar mı büyüyor?"

Kevin Wilson'ın karakterleri gerçekle hayal, sıradanla fantastik arasında gidip gelen bir dünyada yaşıyor. Vefat etmiş, hasta ya da yanına yaklaşılamayacak kadar huysuz aile büyüklerinin yerine ücret karşılığı ikame büyükannelik yapan bir kadın; anne babası kendiliğinden alev alarak öldükten sonra Scrabble fabrikasında harf tasnifçisi olarak çalışmaya başlayan genç; annelerinden kalan evin tek sahibi olmak için kağıttan 250şer turna yapmak zorunda kalan kardeşler...
Gerçek hayatın neredeyse tüm kurallarının geçerli olduğu mini evrenlerde yaşayan fazlasıyla yalnız karakterler...
Fang ailesiyle kendine önemli bir hayran kitlesi yaratan Kevin Wilson, ilk öykü kitabı Dünyanın Merkezine Tünel Kazmak'ta yine okurunda gülme isteği ve acıma hissini aynı anda yaratmayı başarıyor.

_____***_____***_____***______


"İnsanlar iyi şeylerin olmasını ümit etse de, kötü şeylerin olmasını bekler. İyi şeyler insanları tedirgin eder, fırtına öncesindeki sessizlik gibi." (En kötü Senaryo Sy:193)

Sanıyorum yazarın kitapları dilimize kronolojik olarak çevrilmedi. Çünkü ilk Fang Ailesini okuduk ancak bu kitabın sonunda Fang Ailesinin tohumlarının yeni atıldığını anlıyoruz.

Fang Ailesi okuduğum en ilginç kitaplardan birisiydi. Bayılmıştım. Sıradışılığın en uç noktasında bir aileyi, biz sıradan okuyuculara bu kadar rahat okutan yazar bir dahi olmalı diye düşünmüştüm. Kitap reyonlarının arasında dolanırken bir köşede duran bu kitabı gördüğümde ikiletmeden aldım. Ceyda'nın iç sesi şunu dedi: "Kevin Wilson'ın yeni bir kitabı mı? Düşünmene gerek var mı hemen almalısın dostum :)"

Bir roman değil öykü kitabı bu. Fakat ben ömrümde böyle öyküler okumadım. Her biri birbirinden dağlar kadar farklı ama bana hepsinin hissettirdiği tek ortak his : "Vay arkadaş yaw, nasıl aklına gelmiş böyle bir şey yazmak" oldu. Kısacası hepsinin bende uyandırdığı ortak duygu çooook büyük bir hayranlık...

Her bir öykünün duygusu farklı tabi. Kiminde tüyleriniz diken diken oluyor kiminde içiniz cız ediyor falan... 

Kevin Wilson çok bambaşka bir yazar bence. Hemen yeni bir kitap yazsın istiyorum açıkçası. Bu kitabın en büyük sürprizi sonundaki -benim bonus dediğim- sayfaları. 
Kevin wilson ile röpörtaj çok samimi çok tatlı. Kendisini biraz daha yakından tanımamızı sağlıyor.

En beğendiğim öykü acaba hangisi diye düşünüyorum şu an bu satırları yazarken. Bu arada kitabı okuyup bitirmemin üzerinden birkaç gün geçti bunu söyleyeyim ve bütün öyküleri tek tek hatırlıyor olduğumu söylersem beğenimi daha açık bir şekilde ifade etmiş olabilirim sanıyorum. 

Düşündüm, taşındım...
Hiçbirini seçemedim...
Ancak,ilk öykü "Büyük İkame"nin beni epey şaşırttığını ve başlangıcı böyle olan bir kitapta acaba neler gizlidir diye heveslendiğimi itiraf etmeliyim.

Bahsettiğim gibi, klasik öykü konularından fersah fersah uzak, sıra dışı, çekici, akıcı, merak uyandırıcı, şaşırtıcı ve bombastik öykülerden oluşan bu kitabı tartışmasız okumalısınız bence.

Keyifli okumalar:)