31 Temmuz 2014 Perşembe

SEVGİLİMDEN SON MEKTUP-JOJO MOYES

Kitabın Özgün Adı: The Last Letter From Your Lover
Çeviren: Solina Silahlı
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 478
Arka Kapak Yazısı: 
En azından şunu bil ki bu dünyada seni seven ve bu ona zarar verse de hep sevecek olan bir adam...

1960. Jennifer Stirling zengin kocasının servetiyle lüks bir hayat yaşamaktadır. İstediği her şeye sahip olduğunu zannetse de bir gün ondan her şeyi arkasında bırakıp kendisiyle gelmesini isteyen bir adama aşık olur. Hayatında ilk defa tutkuyu hisseden Jennifer'ın önünde iki seçenek vardır: Ailesine ihanet etmek ya da aşkının peşinden gitmek...

2003. Gazetecilik kariyerinde zirveye yükselmek isteyen Ellie Haworth ünlü ve karizmatik bir yazarla ilişki yaşamaktadır. Aslında çok mutlu olması gerekirken sevdiği adamın başka bir kadına ait olması Ellie'nin hayatını ve tercihlerini gözden geçirmesine yol açar. bundan böyle ya eksik bir sevgiye razı gelecek ya da kendini korkusuzca gerçek aşkın kollarına bırakacaktır...

Bir gün Ellie, gazete binasının tozlu arşivinde 1960'lardan kalma aşk mektuplarına rastladığında iki kadının hayatı beklenmedik bir biçimde kesişir. Acı bir aşk hikayesinin eksik parçaları bir araya gelirken Jennifer ve Ellie'nin hayatı geçmiş, gelecek ve günümüzle tekrar şekillenir...

_____***_____***_____***_____

Şu son dönemlerde çift zamanlı diye tabir ettiğim, geçmiş ve günümüzü ilişkilendiren romanları çok fazla üst üste okudum. Bu kitap da onlardan biri oldu. Bir müddet bu tarzdan sıyrılıp farklı bir şeyler okusam iyi olacak sanırım...

1960 yılında yaşanmış bir gizli aşk ile günümüzde yaşanan bir yasak aşkın iki kadın karakterinin hikayesi anlatılıyor kitapta. 

Yıl 1960.
Jennifer Stirling oldukça varlıklı ve üstelik onu çok seven ve sadık olan kocası Laurence ile evli. Bir gün feci bir trafik kazası sonucu Laurence, Jennifer'ın arabada yalnız olmadığını, yanında sevgilisi olduğunu öğreniyor. Kaza sonunda hayatta bir tek Jennifer kalıyor ancak o da hafızasını yitirmiş durumda. Bu olay üzerine Laurence karısını tekrar evine kabul ediyor ancak ona karşı oluşan güvensizliği sevgisinin önüne geçmeye başlıyor. Bu durumun etkisiyle olsa gerek, aynı dönemlerde, kasabaya zenginlerin yaşamlarını haber yapmak için gönderilen Anthony O'Hare ile Jennifer'ın yakınlaşmaları başlıyor. 

Yıl 2003. 
Ellie başarılı bir gazetecidir. Evli bir adamla ilişki yaşayan Ellie için John'un karısından ayrılma umudu üzerine kurduğu hayatı gayet sorunsuz bir şekilde devam etmektedir. Çevresindeki tüm arkadaşlarının olumsuz tepkilerine rağmen Ellie, John için hissettiği tutkudan vazgeçemez. 
Bir gün gazetenin arşivinde bir mektup bulur ve bu mektup Jennifer ve Ellie'nin süregelen bir takım olaylar zinciri sayesinde kesişmesine neden olur. 
Ellie, Jennifer'ın yaşadıklarından çok etkilenir ve kendi yaşamında alması gereken kararları bulabilmek için onu kendine bir nevi rehber yapar... 

Yazarın bundan önceki kitabı olan " Senden Önce Ben"i de okumuştum. O kitabın konusu çok daha güzel ve özgündü bana göre. Bazı tutarsızlıkların olduğunu düşünüyorum bu romanda. Mesela Anthony O'hare'nin birden bire ortaya çıkıvermesi gibi.. Okurken, ' E madem bu adam yıllardır buralardaydı hiç kimse mi fark etmedi?' dedim. Ancak belki de ilk başta söylediğim gibi, üst üste bu tarz romanları çok fazla okuduğum için böyle hissediyor olabilirim. 

Alıp okumak isteyenlere öneririm, kolay okunan bir yazım diline sahip güzel bir roman.
Buna rağmen bir Sarah Jio değil bana göre...

Altını Çizdiklerim:

* In vino veritas : Gerçek şarapta gizlidir. (Lat.) (sy:10)

* İnsan sıradan bir hayatı nasıl destansı bir şekle bürüyebilirdi? Sevecek kadar cesur olabilir miydi? (sy:388)

* Kırık kalpler gençliğin tekelinde değildir.(sy:426)

* Yapayalnız sefil bir kadın olmanı diliyorum. Ama günün birinde çocukların da olur umarım  Ellie Haworth. O zaman savunmasızlığın ne demek olduğunu anlarsın. Çocukların babalarıyla birlikte büyüsün diye sürekli tetikte olmanın, mücadele içinde yaşamanın ne demek olduğunu anlarsın. Bir dahaki sefere kocamı eğlendirmek için transparan bir iç çamaşırı alırken bunu da hesaba katarsın, değil mi?" (John'un karısının Ellie'ye attığı sağlam tirat) (sy:430)

30 Temmuz 2014 Çarşamba

AVUÇLARININ ARASINA BİR KALP BIRAKTIM-DANI ATKINS

Kitabın Özgün Adı: Fractured
Çeviren: Belgin Selen Haktanır
Yayınevi: Koridor Yayınları
Sayfa Sayısı: 326
Arka Kapak Yazısı: 
O geceki kaza her şeyi değiştirdi... Şimdi, kazadan beş yıl sonra Rachel'ın hayatı paramparça. Babası ölümcül hasta. Küçük bir apartman dairesinde yaşıyor, sonu olmayan bir işte çalışıyor ve yüzündeki derin bir yara izi ile birlikte, en sevdiği kişinin ölümünden kendisini sorumlu tutuyor. Zamanı geri almak için her şeyini verirdi. Ama hayat buna asla müsade etmez. yoksa eder mi?

O geceki kaza her şeyi değiştirdi... Yine kazadan beş yıl sonra, Rachel'ın hayatı bu kez mükemmel. Harika bir nişanlısı, onu sevgiyle kucaklayan eskisi gibi sağlıklı babası, çevresini saran dostları ve hep hayalini kurduğu bir işi var. Fakat Rachel neden diğer hayatının anılarını gözünün önünden silemiyor? Hangi hayatı gerçek, hangisi halüsinasyon?

Hayatınızın iki farklı hikayesi olsa da ikisi de aynı mutlu sonla bitebilir miydi?
Son sayfaları okurken, birkaç damla göz yaşının gözlerinizden gizlice aktığını fark etmeyeceksiniz bile...

_____***_____***_____***_____

İlk defa kitabını okuduğum bir yazar Dani Atkins. 
Öncelikle kitabın üzerimde bıraktığı olumsuz etkilerden söz etmek isterim. Ancak baştan belirteyim bunların hiç birisi yazar kaynaklı değil. Türkçe çeviri ve kitabın basımında ciddi ve çok sık tekrarlanan hatalar mevcut. Olumlu kullanılması gereken cümlenin olumsuz olarak yazılması -ya da tam tersi- diyaloglarda isimlerin karıştırılması gibi sıkıntılar vardı. Okurken bazen aynı yeri 2-3 defa tekrar etmek ve ne denmek istenebileceği üzerine düşünmek zorunda kalabiliyorsunuz. Ama dediğim gibi bu durumun muhatabı Dani Atkins değil.
Kitabın orijinal adının Fractured olması ve Türkçe karşılığı itibariyle (kırılmış-kırık) kitabı tamamen yansıtıyor olmasına rağmen niçin bu isim verilmiş çeviri yapılırken anlamış değilim. Ben de işi gırgıra vurup kitabı fotoğraflarken böyle bir enstantane yapayım dedim :)

Kitap Rachel üzerine, daha doğrusu onun hayatı üzerine kurulmuş bir roman. Bundan 5 yıl önce (2008 yılının aralık ayında) bir arkadaş toplantısındayken beklenmedik bir kaza ile Rachel'ın hayatı akıl almaz bir şekilde değişiyor. Bir kaza ve iki farklı hayat... 5 yıl sonra yıl 2013'ü gösterdiğinde Rachel hangi hayatın kendisine ait olduğuna emin olabilecek mi?

Romanın kurgusunu çok beğendim. Şu anlamda çok beğendim. Kitabın son 20 sayfasına kadar Rachel'ın başına gelenler ile ilgili çeşitli olasılıklar üretiyor beyniniz. Yazar bunun olabilmesi için elinden geleni yapmış. Ve sizin bütün bu ürettiğiniz senaryolara karşın kitap çok ama çok normal bir son ile bitiyor. Hatta klişe bile diyebilirsiniz belki. Ancak eğer sizin aklınızda oluşan herhangi bir son ile bitmiş olsaydı, bu kitap bir bilim kurgu kitabı olurdu ve gerçek dışılığa doğru kayardı. Kendi adıma gerçek dışı ya da doğaüstü olaylardan hiç hoşlanmadığım için bu sonu ben beğendim.

Güzel, enteresan bir kitaptı bana göre. Sayfa sayısı bakımından da oldukça normaldi. Çarçabuk okunabilecek bir kitap. Tavsiyelerimin arasında yerini almış bulunmaktadır.

YAĞMUR SONRASI-SARAH JIO



Kitabın Özgün Adı: The Bungalow
Çeviren: Duygu Parsadan
Yayınevi: Arkadya Yayınları
Sayfa Sayısı: 347 
Arka Kapak Yazısı: 
II.Dünya Savaşı'nın tam ortasında yaşanan yasak aşk ve işlenen korkunç cinayet...
Umut tükenmiş gibi görünse de ikinci şans her zaman vardır... Ya yoksa?

Anne Colloway ne kadar çabalasa da yetmiş yıldır peşinden gelen anıları bir türlü aklından silemiyordur. Bora Bora Adası'ndan adına gelen gizemli bir mektup ise adeta kapanan yarasını yeniden açar.
1942 yazında, II.Dünya Savaşı'nın en hararetli zamanlarında Bora Bora Adası'nda görev almak için orduya hemşire olarak katılan Anne, genç, güzel ve nişanlı bir kadındır. Ancak orada hiç hesap etmediği bir durumla karşılaşır. Aşk... Kalbini tutkuyla dolduran, yakışıklı asker Westry Green'e karşı koyamaz. Kısa sürede aşkları, adadaki amber çiçekleri gibi filizlenirken, sazdan çatısı olan bir bungalovun altında gizli bir dünyayı paylaşırlar. Ta ki bir gece tüyler ürperten bir cinayete şahit olana kadar... Savaş rüzgarları ile ayrı yerlere savrulan çift, bir daha asla bir araya gelemez. Peki Anne, onca sene sonra çıkagelen bu mektubun izinden gidip taşıdığı vicdan azabını sonlandırabilecek midir?
Ya siz, araya zaman, mekan, kişiler girse de gerçek aşkın peşinden gitmeye cesaret edebilir misiniz?
Mart Menekşeleri ile gönüllere taht kuran Sarah Jio'dan muhteşem bir başyapıt... Yağmur Sonrası ile tutkunun zaman tanımayan öyküsünün okurken, göz yaşlarınıza hakim olamayacaksınız.

_____***_____***_____***_____

Okumanızı Şiddetle tavsiye ettiğim kitaplardan bir yenisi daha...

Yanılmıyorsam bu kitap yazarın ikinci kitabı. Yazdığı sırayla okumadım kitaplarını.. Belki ikinci kitabı diye daha basit ya da acemi olabileceğini düşünmeme rağmen yine muhteşem bir roman ile karşılaşınca kendisine hayranlığım iyice arttı.
İçime dokunan yaşam öykülerini seviyorum. Ve şu sıralar yüreğimi en çok titreten yazar Sarah Jio.

Bu kitaptaki öyküyü ve karakterlerini çok sevdim. Beni şaşkınlıklar içerisinde bırakan bir arkadaşlık örneği okudum. Bunu olumlu ve olumsuz her iki anlamda da diyorum. Kitty ile Anne arkadaşlığı... Arkadaşının yalnız kalmaması için düğününe bir hafta kala onunla birlikte orduya hemşire olarak giden Anne... Fakat buna karşılık arkadaşının orada beklenmedik bir aşka kapılmasını için için kıskanan Kitty'nin Anne'in başına açtığı dertler...

Anne tutkuyu, aşkı hiç tatmamış biri olarak evleneceği adamı gayet mantık ölçülerinde seçen biridir. Kitty ise deli dolu, gününü gün eden, erkeklerle ilişkisini yalnızca tutku ve şehvet üzerine kuran kısacası Anne'in tam zıttı bir karakterdir. Anne'in orduda hiç beklenmedik tutku dolu bir aşkın pençesine düşmesi işte bu sebeple Kitty'yi hem sevindirip hem de için için kıskandırıyor. Savaşın zor koşullarında büyük mücadelelerle ancak büyük bir tutkuyla devam eden Anne-Westry aşkı hesap edilemeyecek bir dizi olay( ki bunların başında şahit olunan bir cinayet geliyor) sonrasında noktalanıyor. Anne, Westry ile dolu olmasına karşın evine dönüp onu çok seven mantıklı aşkı ile evleniyor. Aradan yıllar geçiyor. Tam yetmiş yıl. Bir gün Bora Bora adası'ndan gizemli bir mektup geliyor. O zaman işlenen cinayetin sır perdesini açmak için Anne'den yardım isteyen genç bir kadından geliyor mektup. Anne, torunun da ısrarı ve desteği ile bir daha adaya asla dönmeyeceğine ait yeminini bozup yardım için adaya hareket ediyor. Cinayetin gerçeklerini hep birlikte ortaya çıkartıyorlar. Fazla bir spoiler vermek istemediğim için üzeri kapalı yazıyorum ancak şu kadarını söyleyebilirim ki okuduklarınız sizi de şaşırtacak...

Sarah Jio olaylar, kişiler ve zaman üçgeninin çok iyi kurgulayan bir yazar.  Yazarken her detayı düşünüyor ve okuyucu asla "ne alaka ya" diyemiyor. Yazdığı her satır sanki mantıklı bir puzzle ın parçası gibi. Bu nedenle çok akıcı , bu nedenle beğeni topluyor bana göre. Yağmur Sonrası'ndan da tıpkı diğer romanlarından olduğu gibi keyifli bir tat aldım. En kısa sürede umarım yeni bir roman daha yazar. Merakla beklemekteyim...


Bir de internette dolanırken bakın ne buldum


Kitap şimdi daha bir anlamlı ve çekici oldu :)

ÇIKMAZ SOKAĞIN SIRRI-MARIAN KEYES


Kitabın Özgün Adı: The Mystery Of Mercy Close
Çeviren: Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 674
Arka Kapak Yazısı: 

"Helen Walsh aşka, korkuya, depresyona ya da sıcak içeceklere inanmıyor..."


Merak uyandırıcı, hareketli ve çok, çok komik Çıkmaz Sokağın Sırrı, kırılgan ve sivri dilli özel dedektif Helen Walsh'un hikayesi. Bir kayıp vakası onu eski sevgilisi 

Jay Parker'ın karanlık ve ışıltılı dünyasına sürüklerken, Helen, yeni sevgilisi seksi dedektif Artie Devlin'den giderek uzaklaşacak. Zeki ve ayakları yere sağlam basan Artie mi... Kurnaz ve sağı solu belli olmayan Jay mi... 

Bu iki bambaşka ancak eşit derecede etkileyici erkek ve kendi karanlığı arasında kalan Helen bir şeye inanmaya başladığını fark edecek. Aşka mı, korkuya mı? Okuyup öğrenmek size kalmış...


_____***_____***_____***_____

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, yıl içerisinde okuduğunuz kitapların toplam sayfa sayısını merak eden bir tür deli iseniz (tıpkı benim gibi), bu kitap o istatistiği birden canavar gibi artıracaktır. 
Bir insan nasıl 674 sayfa yazar anlayabilmiş değilim... Esasında bundan yanılmıyorsam iki yaz önceydi Marian Keyes ile tanışmam. Bodrum'da "Senden Başka yok" adlı kitabının cep boyunu bulup almıştım. Okuması kolay, konusu basit, eğlenceli esprili bir anlatım tarzı olduğu için tam bir yaz kitabı olduğunu düşünmüş ve çok beğenmiştim. Bu deneyimden cesaret alarak "Çıkmaz Sokağın sırrı"na göz diktim...

Tabi anlamışsınızdır yazdığım girizgahtan... İlk okuduğum kitabındaki kadar güzel bir tat alamadım bu sefer Marian Keyes'in yazdıklarından. Ancak inat ettim son sayfanın son kelimesine kadar okudum. Tamı tamına 674 sayfa. Oku oku bitmedi yahu. Taşıması ayrı dert okuması ayrı dert. Ben bunu okuyup bitirene kadar sevdicek 3 kitap bitirdi. Kitabın ana konusunu yazsam sanıyorum maksimum 300 sayfa olur. 

Konu esasında ilgi çekici ve basit. Eskilerin ünlü müzik grubu Laddz'lerin (4 erkekten oluşan bir grup) menajeri Jay Parker, bu grubu tekrardan popüler yapmak için bir dizi konser anlaşması ayarlıyor.Grup üyeleri artık yaşını başını almış ağır abiler haline geldiklerinden Jay'in sahnede yapmalarını istediği dans koreografilerinden hiç hoşlanmıyorlar ancak, hepsinin maddi durumu çıkmazda olduğu için kabul etmek zorunda kalıyorlar. Fakat grup üyelerinden Wayne'in aniden ortadan kayboluşu bütün planları alt üst ediyor.Paniğe kapılan Jay Parker, olaylı bir şekilde ayrıldığı eski sevgilisi ve özel dedektif olan Helen Walsh'u arıyor ve Wayne'i bulmasını istiyor.

Benim birkaç cümleyle konusunu anlatabildiğim, ve eminim ki sizin de aklınızda ufak bir senaryo oluşturabildiğim bu kitabın hacminin artmasının sebebi yan karakter ve yan olayların aşırı detaylandırılarak anlatılması.. Helen Walsh ve ailesinin bütün üyelerinin tek tek analizi, Laddz grubunun dört üyesinin de ayrı ayrı analizleri, Helen'in yeni sevgilisi ve onun ailesinin yaşadıkları ...vs vs 

Marian Keyes Chic-lit* edebiyatının en önemli kadın yazarlarından kabul ediliyormuş.Chic-lit edebiyatı bilirsiniz ki Bridget Jones'un Günlüğü ya da Sex and The City gibi kafanızı boşaltmanızı, keyifli vakit geçirmenizi sağlayan ve okurken sizi yormayan kızsal kitaplardır. Yazın deniz kenarında bu tarz kitapları okumayı çok severim ben. Ama soru şu: "bir Chic-lit kitap niçin 674 sayfa olur?"

Allahtan yazım dili sıkıcı değildi ve çevirisi çok iyiydi, okudum gitti...
Ancak bu yazarın bir üçüncü kitabını okumak için sanırım araya birkaç yıl zaman koyacağım ve almadan önce en az bir hafta düşüneceğim...

* Chic-lit: Chicken Literature'ın kısaltması tam türkçe karşılığı piliç edebiyatı