29 Mayıs 2014 Perşembe

BÖĞÜRTLEN KIŞI-SARAH JIO

Özgün Adı: Blackberry Winter
Çeviren: Duygu Parsadan
Yayınevi: Arkadya
Sayfa Sayısı: 353
Arka Kapak Yazısı:

Kalbinizin derinliklerine işlenen acıyı, tek kelime ile nasıl dile getirirsiniz?

"Canım Daniel'ım,
Kaybolduğun gün dünyam sona erdi, canım oğlum.  Seni her kim alıp götürdüyse, seninle birlikte kalbimi, hayatımı da çaldı. Ben senin gülümsediğini görmek, kahkahalarını duymak, mutluluğunu paylaşmak için yaşıyordum..."
Vera Ray 1933 yılının o karlı mayıs akşamında üç yaşındaki oğlu Daniel'ı son kez öptüğünü bilmiyordur. Her ne kadar oğlunu yalnız bırakma düşüncesinden nefret etse de hayatlarını devam ettirmek için çalışmak zorundadır. Tek avuntusu, gün ağardığında küçücük oğluna sarılacak olmasıdır.  Ancak Vera geri döndüğünde karşılaştığı manzara, Daniel'ın boş yatağıdır. Bir de karlar içinde gömülmüş olan oyuncak ayısı...
Seksen sene sonra Seattle yine mayıs ayında karlar altındadır.  Köklü bir gazetede muhabir olan Claire Aldridge, bu doğaüstü olayı haber yapacaktır. Araştırmalarına devam eden Claire, küçük çocuğun bu zamana kadar sonuçlanmamış kaçırılma davasıyla karşılaşır. Evlat kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi bilen Claire, bu olayı çözmeye karar verir. Ancak çözdüğü her düğümün, onu Vera'yla olan bağlantısına yaklaştırdığından habersizdir...
Böğürtlen Kışı aşkı, umudu ve umutsuzluğu derinden anlatan muhteşem bir kitap. Bu öyküyü yüreklerinizden kolay kolay silip atamayacaksınız.

____***____***_____***_____

Çok çok beğendiğim bir kitabı daha buraya eklemekten büyük keyif duyuyorum. Laf aramızda güzel kitapları bulmakta günden güne ustalaşıyorum galiba :)
Okuduğum ikinci Sarah Jio kitabı ve üçüncüsü de sırada bu akşam başlamamı bekliyor. Harika bir anlatım tarzı olan muhteşem bir yazar bence kendisi. İlk kitabını da çok beğenmiş ve buraya yazmıştım. Böğürtlen Kışı da en az Mart Menekşeleri kadar güzel ve etkileyici.

Böğürtlen bana çocukluğumu hatırlatan bir meyve. Anneden gizli arkadaşıyla böğürtlen toplamaya gideniniz vardır herhalde benim gibi... Eve üstüm başım mor renge bürünmüş bir şekilde ve kollarda diken çizikleriyle dönünce yapılan kaçamağın özrünü dilemek çok kolay olmasa da çok keyif alırdım ben bu kaçamaklardan. Bu yaşıma geldim (tabi ki söylemeyeceğim) hala daha bir böğürtlen çalılığı gördüm mü dayanamam :)
Böğürtlen bildiğiniz -ya da bilmediğiniz- üzere Mayıs-Ağustos ayları arasında kendini gösteren bir meyvedir. Bu nedenle kitabın ismi epey şaşırtıcı... Kitabın içinde bu ismin nereden geldiğini açıklıyor elbette yazarımız, o nedenle ben şimdi yazmayayım.
Arka kapak yazısı yeterince bilgi veriyor aslında; küçük bir çocuğun bir gecede aniden ortadan kaybolmasının odak noktası olduğu bir roman bu. Olay günümüzden seksen sene evvel yaşanmış. Yıllar sonra, kendisi de evladı konusunda yaralı, başarılı bir muhabir olan Claire, olayı araştırırken buluyor kendini.  Vera ve onun hüzünlü, zorluklarla dolu yaşamı kendi hayatına bir ayna tutmasına sebep oluyor. Zaman içerisinde öğrendikleri onu şaşırtıcı bir noktaya getiriyor. Yıllar sonra bu sır gibi saklanan olayın gizemini çözen Claire, bunun huzuru ile yaşamına artık daha rahat devam edebileceğinin farkına varıyor.
Kitabın 100 küsürüncü sayfalarında Mart Menekşeleri' ni okuyanlara bir sürpriz yapmış Sarah Jio ve bence çok hoş olmuş.
Bir öz eleştiri yapmak istiyorum kendime. Zaman zaman Yeşilçam filmlerindeki Hülya Koçyiğit'in fedakarlıkları bana çok masalsı ve gerçeküstü gelmiştir. Bu romanda tam da bu tarz bir fedakarlık sonucu yaşananlardan bahsediliyor. Demek ki bu tip duygular ve davranışların evrensel bir yanı varmış; ben sadece bizim kültürümüze has olduklarını düşünürdüm...

Kitabın kapağında Sarah Jio'nun Türk okurlara yazdığı teşekkür yazısı bence çok ince bir davranış. Azımsanmayacak ölçüde hayran kitlesinin oluşmaya başladığına eminim ve bu onlara yapılmış güzel bir jest olmuş.


Yazarın romanları için seçtiği konular çok gerçek; bence en büyük yeteneklerinden biri de bu. Hayatın içinde yaşadığımız, çevremizde gördüğümüz, olayları, dramları, aşkları, mutluluk ve üzüntüleri çok akıcı ve samimi bir dil ile anlatıyor oluşu kendisinin önemli kadın romancıların içerisinde adınını geçme sebebidir bana göre. Bir kitabevine gittiğinizde tereddüt etmeden alabileceğiniz özel bir yazar Sarah Jio...

Vakit kaybetmeden bu kitabı okuyun derim. Okurken yüreğiniz elbette biraz burkulacak ama bu da kitabın başarısının somut bir kanıtı... Keyifli okumalar...

25 Mayıs 2014 Pazar

GÖKKUŞAĞINI YAKALAMAK-KATHLEEN LONG



Kitabın Özgün Adı: Chasing Rainbows
Çeviren: Buse BARIŞ
Yayınevi: Arkadya
Sayfa Sayısı: 310
Arka Kapak Yazısı:

Siz kendi gölgenizin esiri olmuşken, başkasının hayatını nasıl aydınlatabilirsiniz?

Bir zamanlar tek derdinin fazla kiloları olduğunu düşünen Bernadette Murphy, hayatın, yediği çikolata kadar tatlı olmadığını acı bir şekilde anlamıştır. Babasının ani kaybıyla kendini adeta bir boşlukta bulurken, kocasının onu terk edişiyle içten içe savaşmaktadır. En yakın arkadaşının bir bebek beklediği gerçeği ise onu adeta karanlığa sürüklemektedir.
Aslıda acıya ve kalp ağrısına hiç de yabancı olmayan Bernadette, babasının ona bıraktığı şifreli cümlelerden oluşan bir defterle kendine yol bulmaya çalışacaktır. Çözmeye çalıştığı her şifreli cümle, yeni bir umut kapısıdır onun için. Ya bu umut kapısını aralarken gökkuşağının peşinden gidecektir ya da kendi gölgesine hapsolacaktır.
Gökkuşağını Yakalamak, kabullenişi ve hayat sağanağında nasıl ilerleyeceğimizi trajikomik bir dille anlatan etkileyici bir roman...

_____***_____***_____***_____

Arkadya Yayınlarının son dönem çıkan kitaplarını çok sevdiğim için bu kitabı da tereddütsüz aldım. Arka kapak yazısı da bu alışverişte etkili oldu elbette. Ancak ben şimdiye kadar okuduğum kitaplar içerisinde ilk defa arka kapak yazısının kitaptan daha güzel olabileceğine şahit oldum. Yazan editörün ellerine sağlık diyorum :)

Esasında çok da kötü bir kitap denemez o kadar da haksızlık yapmayayım. Bir kere bölüm sonundaki şifreli sözlerden kendime sakladıklarım -ve tabi sizle paylaşacaklarım- var. Ama bir şeyler eksik kalmış bana göre. Yani ben bir Sarah Jio'nun kitaplarında olduğu gibi kendimi kitabın içinde kaybedemedim, kitabın kahramanının duygularını hissedemedim. 

Mesela ben bir romanı okurken karakteri gözümde çizerim. Kaşını, gözünü, boyunu posunu, aksanını bile hayal ederim. Bu kitapta şöyle bir durum oluştu; kitabın ortalarında bir sayfada, aniden, benim hayal dünyamda yarattığım Bernadette ile kitapta anlatılanın fiziksel olarak hiç benzemediği ortaya çıktı; haliyle de bu beni acayip hayal kırıklığına uğrattı. Üzüldüm anlayacağınız :)

Kitabın Türkçe çevirisinde de birçok hatalı yer vardı. Elimdeki baskı 1. baskı, belki bir sonraki baskıda -bilmiyorum var mı- bu hatalar giderilmiştir.

İşin en ilginç yanı şu: Böylesi basit, şaşırtmacadan uzak bir konuyu, çeviri hatalarına ve bana hiç beklemediğim bir anda " aaa.. Bernadette böyle bir tip miymiş? İyi ama..."  dedirtmesine rağmen 2 günde bitirdim. Kendimle çelişiyor gibiyim farkındayım ama bunun bir açıklamasını yapamıyorum.

Önerir miyim?
Öğrenci iseniz ve kısıtlı paranız varsa bence hakkınızı daha doyurucu bir romandan yana kullanabilirsiniz. Ancak kitap delisi iseniz bir okuyun bakalım derim. Hatta okuyun ve buraya yorum yazın belki beni de ikinci kere okumaya ikna edersiniz :)

Altını Çizdiklerim:

* "Cesaret, ölümüne korktuğunu bilen tek kişi olma sanatıdır." Earl Wilson (sy:58) (Kitapta en beğendiğim cümle)

* "Bazen kapıyı kimin çaldığını bilmek kolay değildir. Fırsat mı, yoksa şeytan mı?" Anonim (sy141)

* "Limandaki gemi güvende olsa da gemiler bunun için üretilmemiştir." Anonim (sy153)

* "Her şeyin iyi gittiği bazı anlar vardır; hiç korkmayın gelip geçerler." Jules Renard (sy 216) 

* "Hayat yalnızca geriye doğru anlaşılır ama ileriye doğru yaşanmalıdır." Soren Kierkegaard (sy 249)


16 Mayıs 2014 Cuma

BİR ALEX DEĞİLİM-İSTİKLAL AKARSU



Yayınevi: Okyanus
Sayfa Sayısı: 189
Arka Kapak Yazısı:

Bu kitabın kahramanı, "kolay kolay dünyaya gelmez" dediklerimizden. Deli deli güldürenlerden, yerli yersiz ağlatanlardan. Bu kitabın sayfaları boyunca hayranı olacağınız İstiklal Akarsu, Facebook'ta 3 sene boyunca yalnızca akrabalarına ve ilkokul arkadaşlarına şakalar yazdıktan sonra bir arkadaşının "oğlum Twitter'a gelsene ne işin var Facebook'ta, buraı tam sana göre!" demesiyle 2009'da Twitter'a üye oldu. Burada yazdıklarıyla kısa zamanda 60000'e yakın insana ulaşma şansını yakaladı. akabinde bir de blog'um olsun dedi, açtığı blog'da 140 karakter sınırlaması olmaksızın yazdı da yazdı, okundu da okundu. Şimdi "Bir Alex Değilim" ile karşımızda.






_____***_____***_____***_____


Kalabalık ortamlarda ve toplu taşıma araçlarında okunmasını şiddetle tavsiye etmiyorum!!!

Kütüphanede sessiz sedasız duran bu kitabin içinde meğer nasıl bir şenlik varmış da haberim yokmuş. Geçen yıl (2013) yaz tatilindeyken eşimin aldığı bu kitaba aradan bir sene geçtikten sonra, "şöyle bir göz gezdireyim bakim neymiş" diyerek başladım. Kolpa bir kitap, tamamen zaman kaybı olduğunu neden düşündüğümü bilemiyorum... ( çıkarılacak ders: önyargılarınızdan kurtulun) haksızlık etmişim resmen :)
Birtakım sosyal mecralarda kitap ve yazarı ile ilgili çirkin, kafa karıştırıcı ve ağır eleştiriler yapılmış olsa da; bunun yanı sıra bu kitabı beğenenleri boş insan, kitaptan anlamayan, basit bir espri anlayışı olan vs gibi etiketleseler de ben beğendim hem de oldukça çok beğendim. Bence arada bu tarz kitaplara ihtiyacımız var. Bu tarz derken, samimi güldürüden bahsediyorum. Edebi yönü kuvvetli demiyor zaten kimse kitap için; zira yazarın da boyle bir iddiası olduğunu düşünmüyorum. Çok samimi stand up tadında bir kitap. Bir çırpıda okunan 28 adet anıdan oluşuyor. Oldukça eğlenceli.  Ben çok güldüm. Hatta gerçekten çok güldüm ve bu sebepten ötürü sanırım rezil oldum. Otobüste okumamak lazımmış onu anladım. Kafamı kitaba gömdüm devekuşu misali, ama kendime engel olamıyorum, okudukça kıkırdıyorum haliyle insanlar bana bakıyor deli diye düşünmüşlerdir kesin. Çok fenaydı çok...

28 anektodun hepsini beğendim ama şöyle baştan sona tekrar düşündüğümde benim de ilk üçüm var tabi... En çok apartman yöneticisi Sedat Bey'e kahkaha attım. Ve aslında merak da etmiyor değilim şu an Sedat bey ne yapıyor diye :) İkinci olarak, büyük-daha doğrusu uzun- umutlarla Hollanda'ya giden İstiklal'in haline epey güldüm. Üçüncü sırada da "300 mahalleli" var. Kartal-Kadıköy minibüslerinin bundan daha iyi tasviri nasıl olur bilemiyorum. Ben de oldukça sık kullanan birisi olarak anlattıklarına yüzde yüz katılıyorum; ağlanacak halimize gülüyorum...

Valla kim ne derse desin ellerine sağlık İstiklal Akarsu'nun. Diğer kitaplarını da okuyacağım. Umarım onlar bu ilk kitabın gölgesinde kalmamış ve herbiri bir öncekini aşmıştır. 


Arada kafa yormayan, keyifli, eğlenceli bir kitap okumak isterseniz tavsiye edebileceğim bir kitaptır; ilgilenenlere duyrulur...



13 Mayıs 2014 Salı

OLAĞAN PSİKOPATLAR-KEVIN DUTTON


Kitabın Özgün Adı: The Wisdom Of Psychopaths
Çeviren: Cem DURAN
Yayınevi: Domingo
Sayfa Sayısı: 265
Arka Kapak Yazısı: 
PSİKOPAT. Bu kelimeyi duyar duymaz katiller, sapıklar, intihar bombacıları üşüşüyor zihnimize.
Ama filmdeki emsallerinin aksine, gerçek hayatta her psikopat şiddet yanlısı veya suça meyilli değil. Yeni araştırmalar her on CEO'dan birinin psikopat olduğunu söylüyor. Gülerek "Bilmem mi!" diyorsanız ekleyelim; cerrahlar, avukatlar,gazeteciler ve politikacılar arasında da psikopatlık hayli olağan. Psikopatların dünyasına yapacağınız bu afallatıcı yolculukta, Oxford Üniversitesi'nden Prof. Kevin DUTTON, psikopatlık eğilimlerinin insanın doğasında olduğunu ortaya koyarken, toplumun da daha önce hiç olmadığı kadar psikopatlaştığını savunuyor. Zira korkusuzluk, kendine güven, cazibe, acımasızlık ve odaklılık gibi psikopatlarda öne çıkan özellikler 21. yüzyılda başarı kelimesinin üzerine terzi dikimi ceket gibi oturuyor.
Kevin DUTTON, yüksek güvenlikli psikopati koğuşları, Budist tapınakları ve komando eğitim kampları gibi yalnız özel izinle girilebilen sıra dışı yerlerde bizzat yaptığı gözlemleri, beyin taraması gibi gelişmiş yöntemler ve benzeri bilimsel araştırmalarla harmanlayarak, başarılı bir cerrahla seri katil arasındaki çizginin aslında nasıl da ipince olduğunu gözlerimizin önüne seriyor.
Her sayfası kışkırtıcı önermelerle dolu Olağan Psikopatlar, bizi o hep hor gördüğümüz, ama yeri geldiğinde faydalanmaktan da çekinmediğimiz karanlık yanımız ile tanıştırıyor.

_____***_____***_____***_____

Profesörler genelde sıkıcı olurlar. Konuşurken sadece kendilerinin anlayabildiği bir terminoloji kullandıklarından ne dediklerini anlamanız için bilimsel sözlükle dolaşmanız gerekebilir. Dikkat kesilip onları dinlemeye çalışırsınız ancak bir noktadan sonra nasıl olduğunu anlayamadan koparsınız ve işin en kötü tarafı da bunu çaktırmamaya çalışmaktır. Belirtmekte yarar var; bunlar benim öznel düşüncelerim elbette. İşte bütün bu ön yargılı yaklaşımıma rağmen eşimin ısrarı ile bir profesörün yazdığı bu kitabı okumaya başladım. Ve bu kitap gerçekten beni oldukça yanılttı, şaşırttı ve eğlendirdi.

Belgesel tadında bir kitap olduğunu öncelikle belirtmek isterim. Kitabın sayfalarında dolaşırken sanki Discovery Channel'da bir belgesel izliyormuşum havası oluştu bende ve bu duygu inanılmaz güzel geldi bana. Eğer siz de çayınızı kahvenizi alıp saatlerce belgesel izlemekten hoşlananlardansanız bu kitabı edinmeniz için çok iyi bir nedeniniz var demektir.

Ön sözünden Teşekkür kısmına kadar okuduğum 265 sayfa nasıl bitti anlamadım.. Yazım dili çok akıcı, sizi boğmayan sıkmayan bir anlatımı var. Kimilerine göre yapılan deneylerde tutulan tablolar veya istatistikler okunmadan geçilebilecek sayfalar arasında ama ben iflah olmaz bir sayısalcı olduğum için bu kısımlar da benim için ayrı bir ilgi noktası oldu.

Kitapta şaşırtıcı tespitler, teoriler ve bunları destekleyici deneyler, örnek olaylar ve sonuçlar mevcut. Sonuç olarak "hepimiz psikopatız" ya da "psikopatlar da bizden biri, onları dışlamayalım" gibi bayağı bir noktaya çıkmıyor kitap -öyle olsa çok büyük bir hayal kırıklığı yaşardım zaten- Ancak bize filmler vasıtasıyla sadece tahrip edici yönleri gösterilen psikopatların da aslında bizim içimizde yaşattığımız, belki farkında bile olmadığımız o ikinci benliğimizden çok da farklı olmadıklarını okuyoruz. 

Dipnot olarak şunu da eklemek isterim. Kitabın bir bölümünde eski zamanlardan günümüze değişen toplumlarda öldürme eyleminin gözden kaçmayacak ölçüde azaldığına, ancak buna rağmen psikopatlık eğilimlerinin ve psikopat kişi sayısının arttığına dikkat çekiliyor. Bunun sebebi olarak da Kültür ikonlarının toplumsal erdemlerindeki değişiklik görülüyor. Kitapta şu şekilde açıklanmış bu durum :
" Televizyonun açma düğmesine basmanız yeterli. NBC'nin Fear Factor şovunda yarışmacıların öğürerek solucanları ve böcekleri mideye indirdiklerini görüyoruz. The Apprentice yarışmasında, "Kovuldun!" sözünün ağızlardan umarsız ve duyarsızca çıkışını dinliyoruz. Simon cowell'ın karıncayı incitmeyecek karakterde olduğunu söylemek biraz zor. anne Robinson'ın şehvet dolu, estetikli bakışlarıyla yarışmacılara aklını bozmuş dominatriks diva gibi, "en zayıf halkasın. güle güle," deyişi ise apayrı"
Vurgulanmak istenen ya da iddia edilen durum Popüler kültürün de insanları psikopatlığa doğru ittiği, psikopatlığın bir derece cazip gösterilmesi... siz katılıyor musunuz bilmiyorum ama ben yüzde yüz hak veriyor ve katılıyorum buradaki tespitlere. Bizim ülkemizde de sonradan görme psikopat oldukça fazla :) 



Efendim bir de kitapta geçen sorulardan birini size de soralım bakalım ne diyeceksiniz:

"Başarılı bir nakil uzmanı cerrahın beş tane hastası var. Her hastanın farklı bir organa ihtiyacı var. Eğer organlar bulunamazsa ölecekler. Ne yazık ki nakilleri gerçekleştirmek için gerekli organlar elde yok. Oralardan geçmekte olan sağlıklı, genç bir yolcu, rutin bir kontrol için doktorun muayenehanesine geliyor. kontrol sırasında doktor, genç adamın organlarının beş hastasıyla da uyumlu olduğunu fark ediyor. Ayrıca bu adam ortadan kaybolursa kimse doktordan şüphelenmeyecek. Bu durumda doktor beş hastasını kurtarmak için genç adamı öldürmeli mi?" (sy:51)

Bu ve bunun gibi bir çok soru araştırmalara konu olmuş ve böylece psikopatların olaylar karşısında nasıl tepkiler verdikleri tespit edilmeye çalışılmış. Buraya hepsini yazmayım ki işin büyüsü kaçmasın.

Eğer arada değişik bir tür kitap okumak isterseniz, Olağan Psikopatlar'ı es geçmeyin derim.  

Kitabın tek dezavantajı her 2 sayfada bir not alınacak bir şeyler bulduğum için bütün post itlerimi bitirmiş olmasıdır. Hep iyi yönlerini söylemeyelim değil mi :)

Altını çizdiklerim :

* Korku ve keder-kaygı ve bunalım- evrensel olarak tüm kültürlerde görülen beş temel duygudan ikisini oluşturur ve hepimiz hayatımızın hiç olmazsa belli bir döneminde bu duyguları mutlaka hissetmişizdir. Ancak bir grup var ki bu genellemeye bir istisna teşkil ediyor Onlar en zor ve sıkıntılı koşullarda bile bu iki duyguyu hissetmiyorlar. Psikopatlar. bir psikopat gazı açık bıraktığını bilse bile endişelenmez. (önsöz-xv)

* Psikopatların ortak bir özelliği varsa, o da paravanlarının arkasında acımasız bir yırtıcının buz gibi soğuk kalbi çarpıyor olmasına rağmen, kendilerine sıradan insan havası verme konusundaki dört dörtlük becerileridir. (önsöz-xvi)

* Yanılsamaları etkileyici bulduğumuz için ister istemez psikopatlardan da etkileniyoruz. Dıştan bakıldığında normal gibi gözüken, ama yakından incelenince altından bambaşka gerçekler çıkan şeyler ilgimizi çekiyor. (önsöz-xvi)

* Psikopatik seri katillerin ortak özellikleri olan kendine aşırı değer biçme, ikna kabiliyeti, yüzeysel cazibe, acımasızlık, pişmanlık duymama ve insanları kullanma becerisi, aynı zamanda siyasetçiler ve dünya liderlerinin de sahip olduğu özellikler. (sy:10)

* Tek başına zihinsel beceri, en fazla ikinci olmanı sağlar. Başarı kaygan bir direktir. tepesine çıkmak zordur. ama diğerlerinin üstüne basarsan kolaylaşır. hele de üstüne bastıkların, bunun kendilerinin de çıkarına olduğunu düşünüyorlarsa. (sy:24-Başarılı bir üst düzey yöneticinin sözleri)

* İrade, arzuların emrinde, şeytani eylemlerin istemsiz aracına dönüşebilir. (sy:49)

* Psikopat=sosyal bukalemun (sy:50- bu benzetmeyi çok beğendim)

* Tepeye çıkmak için namınızı önceden yukarı gönderin (sy:83)

* Umursamıyor olmam anlamadığım anlamına gelmez (sy:101-Psikopatların Bilgeliği)

* "Başarının sırrı içtenliktir. Onu taklit edebilirseniz bu iş oldu demektir."- Jean Giraudoux (sy:118)

* Fonksiyonel Psikopat = (Psikopat - Kötü Karar Verme) /Bağlam (sy:129)

* Seni yıldıran şey şiddet değildir, Şiddet tehdididir. Korkunç bir şeyin, hem de birazdan olacağına dair kanserojen düşünce süreci. (sy:186 - psikopatların soğukkanlılığının açıklaması.)

* "Erdem diye tabir ettiğiniz şeylerin hepsinde haz gizlidir. İnsan kendisi için iyi olan şeyleri yapar. eğer bunlar aynı zamanda başkaları için de iyiyse bunlara erdem deriz... Benim bir viski-soda daha içmem ne kadar kendi özel zevkim içinse sizin dilenciye 2 peni vermeniz de o kadar kendi özel zevkiniz içindir. Yalnız ben sizin gibi madrabaz olmadığımdan ne zevkim için kendimi alkışlarım ne de sizin takdirinizi beklerim." - W. Somerset Maugham (sy:216)